The Dreamer
"Zamanimizin laneti bu, körlere gösteriyor deliler yolu..." W. Shakespeare(King Lear)
Çarşamba, Mart 21, 2012
Gece gece
| izlenim |
Cumartesi, Şubat 25, 2012
Nokta...
Çok şey geçti üstünden.. Çok şey var anlatılacak.. Belki herkesinkinden biraz daha fazla ama herkesinkinden, eminim, biraz daha önemsiz... işten ayrılmışım n'olmuş.. değişen ne var-mış ki hayatımda.. aslında yok bile denebilir.. fikirlerim, benliğim, bütünlüğüm aynı..yol devam ediyor.. Aynı yol değilse de.. olay bitti..işbah noktası.. ne iki nokta arasında en kısa güzergahta ne de bir çemberde ki tüm noktalara eşit uzaklıkta... bir nokta kadar özgür ve bağımsız ne olabilir ?..... bütün uzayda başka hiç bir şey olmayan bir yerdir; Nokta... parçası olmayandır.. türetilir herbir kavram, noktaları baz alarak.. halbu ki nasılda aşağılayıcı bir şekilde kullanırız... büyüklüğü nicel olarak doyurmasa da egomuzu.. bazen yalın varlığını kıskanıyorum noktaların.. öyle ki yalnız bırakamıyorum aralıklarımın sonu, yıllarımın başında.. cümlelerimin helalliği.. iki nokta yan yana.. devir eden her bir öğenin sonu.. yandaş noktalar; virgülün hükümranlığına son versin demiş gibisinden... salınıyor, paragrafların içine anarşistçe.. Nokta; keskin, kendinden emin, bitirip sonlandıran.. bilinçli..........
Sahilde I , İstanbul, 2012 ; © TOA
Sahilde II , İstanbul, 2012 ; © TOA
| izlenim |
Çarşamba, Ekim 19, 2011
ölenler-kalanlar: insanlar...
![]()
Kale, Samandag , Hatay, 2011 ; © TOA
![]()
eshab-ı kehf, Tarsus , Mersin, 2011 ; © TOA
![]()
Selale, Tarsus , Mersin, 2011 ; © TOA
![]()
eski tarsus evleri, Tarsus, Mersin, 2011 ; © TOA
![]()
Titus tunel, Samandag , Hatay, 2011 ; © TOA
| izlenim |
Pazar, Eylül 18, 2011
Cok Yasayasiniz..
![]()
Eshab-ı Kehf, Tarsus, Mersin 2011 ; © TOA
| izlenim |
Salı, Ağustos 23, 2011
Yazmak gibi...
Hopeless Faith, Blagay , Bosnia Herzegovina, 2010 ; © TOA
| izlenim |
Çarşamba, Ağustos 17, 2011
Bir varmış ...
Bir şeye ihtiyaç varsa orada o şey yoktur.
insanların duygusal ihtiyaçları, aslında ihtiyaç duydukları duygununda kendilerinde ki yokluğunu göstermez mi..?..
Mesela ;
Özel ilgi ve alaka ile sevgi ihtiyacı bulunan bir kişide,
Kendi ruh hallerinde bu duyguların eksikliğinde bahsedebilir miyiz?.. Bu duygulara ihtiyaç, bu kişilerde; yaşanmamış sindirilmemiş, bulunmamış olanın yokluğunu göstermez mi?
Ya da şöyle bir örnek versem; Kendi özsaygısı yüksek, rahat bir vicdanı bulunan bir insanın başkalarının kendisine saygı göstermesine ihtiyacı var mıdır?.. ?..
Sevgi ilgi ve duygusal bir yakınlık ile yetiştirilmiş bir insan, ne kadar bunları başkalarından talep edip bu konuda ihtiyaç gösterecektir?.. Daha ziyade kendi yaşadığı güzelliklerin benzerleri başkalarınca da yaşansın, hissedilsin diyerek paylaşarak başkalarına yaşatmak istemeyecek midir?.. Sevgi verilerek paylaşılarak çoğalan bir duygu ise.. Sevgi ihtiyacı varsa, aslında bunu söyleyenin özünde de olmadığını göstermez mi?..
İhtiyaç bir şeyin yokluğu ile beslenir...
Beklentileri herkes gibi -belirgin olmayan- Amaçsız ve mutsuz insanlar;
ihtiyaçlarını, yani kendi gerçekliklerini -yokluklarını- keşfedememiş insanlar olabilir mi?..
Acaba diyorum? ne dersiniz?
without person... Wine, sunshine, NEMRUD; time was the ramadan , Adiyaman , Turkey, 2007 ; © TOA
| izlenim |
Pazar, Ağustos 14, 2011
Bir pazar...
>>>>Bu gün günlerden Pazar.. ve ben tek başıma sıkılıyorum.. bir ucuna büzüşüp, gölgelere sığındığım, çift kişilik yatağımın bir köşesinde bir başına…
| izlenim |
Cumartesi, Temmuz 16, 2011
Cid-den
wiki nin fotosudur.
| izlenim |
Cumartesi, Haziran 25, 2011
Denge bir şeydir..!?..
GAPgenç Festivali, GaziAnTep , Turkey, 2011 ; © TOA
>>>>Ama öyle ama böyle, yaşandı bitti neticede.. Özünde kendi çıkarımım şu oldu: Aşk ve Sevgi; bir şeyi yapmayı, bir şekilde davranmayı değil, birşey olmayı gerektiriyor.. bir varoluş sorunu.. Niye şey diyorum çünkü, denge için kendimizi ne kadar şeffaf tanıdığımız, bakabildiğimiz.. belirsiz.. bir şey ..
| izlenim |
Pazartesi, Mayıs 30, 2011
Aşk gerçek..!..
| izlenim |
Salı, Mayıs 17, 2011
Büyüdük biz!
>>>>Geçenlerde gördüm, sokağın ortasında bir kedi, yıpranmış.. kuyruğu kesilmiş.. tek gözü yaralı.. çirkin..dolanıyordu, kokuşmuş varillerin kenarında.. Zar zor dengede duruyordu, dibine bakarak pisliğin.. Bırakılmış..sahiplenilmemiş..Yaşama savaşında bir kedi.... Sokağın bilinmeyen kedisi.. O da vahşi kedilerden.. geeçen bir sergide gördüğüm Büyük kediler geliyor aklıma.. güzellikleri ile büyüleyen büyük kediler... Bengal kaplanları; doğal ortamlarında 16 yıl yaşarken, kapalı güvenli ortamlarında 20 yıl kadar yaşıyor.. Peki ya! insanlar..?!.. beton blokların güvenli ortamında uzatmıyor muyuz mu acaba yaşamlarımızı.. doğal ortamından uzaklaşmış insancıklar mıyız?.. Doğasından uzaklaştırılmış, o sokağın, beton bloklarına özgürce serpiştirilmiş tutsak ruhlar mıyız?.. Tüm bunların hepsi yaşamı uzatmak için mi..?.. Bu dünya da bulamadığımız huzuru ve talepleri de yaratmışız aslında, zamanla.. Sunulmuş sahte cennetleri, mitlerde ustaca serpiştirip..sahte oyunlarda perdeleyerek..yeryüzündeki çirkin hurilerin elinden servis etmiş mi birileri,vazgeçimişimizin ödüllerini.?.. Sonrasında mı?.. Kurallar çerçevesinde hırslarımız ile sarılmışız, kazanma denen o adi oyuna.. Bengal kaplanlarının kürkü için öldürmesini içine sindiremeyen bazılarımız var, Evet!.. Peki ya! kendi postumuzu ne çabukta serivermişiz, çıkarlarımızı doyuran o ayaklarının altına.. Yaşıyor ve değişiyor muyuz.. Evet..!.. Üstelik uzattıkta.. yaşıyor muyuz..?.. Hayatımız ne kadar doğasında?. bize mi ait? taleplerimiz.. Parça parça büyütüp sofrada ki hakkımızı, kaşıklara sığdıramayışımız geldikçe aklıma, lokmalarımızı..Soruyorum kendime..Değişiyor muyuz: Evet!.. Evet! Ama peki ne için..?!..AnTep, Turkey, 2011 ; © TOA
| izlenim |
Perşembe, Ocak 27, 2011
yin yang
En büyük mutluluk, mutsuzlukların sonunda yaşanmaz mı?. Mutlulukta, kederin olduğu yerde vardır aslında.. Çünkü, her ikisi de hissedebilme ve hissettiklerinle yaşayabilme becerimizin ürünüdür.Dubrovnik, Crotia, 2010 ; © TOA
| izlenim |
Salı, Ocak 04, 2011
Black
Dubrovnik, 2010 ; © TOA
| izlenim |
Salı, Ekim 05, 2010
Değerler
the flowers of my Friends garden, London 2010 ; © TOA
Dean Art galery garden mother and son Edinburgh, 2010 ; © TOA
>>>>Eşitliğin iki ucunda herhangi birinden hiçbir zaman vazgeçemediğimiz iki gerçek var.. değerler ve ihtiyaçlar.. kendimizin neresinde olduğunu bilemediğimiz ters orantılı bu denklemde iki bilinmeyen...Linlithgow Caslte Edinburgh, Scotland 2010 ; © TOA
| izlenim |
Perşembe, Temmuz 15, 2010
Fatso yu Sevmek
Brighton Beach, 2009 ; © TOA
Brighton Beach's sea gull, 2009 ; © TOA
Brighton Beach's sea gull -II, 2009 ; © TOA
| izlenim |
Cumartesi, Haziran 05, 2010
Radikal Yolculuk
>>>>Açılmak istedim yine.. eski günler eskidendi.. karanlığa gömülürken biten gün.. umutlar kapalı kapıların ardına saklanır, sabahı bekler gibi.... Ürkerek sürgülü kapının deliğinden bakanlar.. bekleyenler..
O gün;Kavaklık Parkı Gaziantep, 2010 ; © TOA
>>>>Ailecek doluşmuşuz arabaya.. Aile saadeti, sukünet.. Sessizlik.. Durağan ve yavaşlatılmış o birlikteliğin bünyemde yarattığı, içine sığmazlık.. Pedala dayanmak isterdim ama..... köküne kadar...... --Kökünden sökmeden bir sarmaşığı, dolanır ya istemediğin her bir yere.. boğazına dolanır gibi..-- Sessiz idik, gece hakimiyet kurarken optimist o edaya.. yavaş yavaş seyrediyoruz işte!.. karamsar da değilim.. hatta nasılda atılganım.. içimde bir fırtına.. bu durumu değiştirmek.. değişimi başlatmak.. isterdim.. en başından, en başında benden... gözümün görebildiği virajlara dalıyorum hızla.. kulağıma uzanan.. bilincimi sıyırttırıp geçen.. uçuşan sözcüklerden kaçarcasına.. her bir küçümseme aslında bir yarayı kanırttırmak içindir bedeninde.. öldürmez ama yaralarsın, vicdanına su serperek.. her bir küçümseme, kendi benliğinden bir geçmişi çıkarır tavan arasındaki küflü sandıktan.. komplekslerimiz.. sözcükler bazen nasılda tarumar eder, aşağılar.. sözcükler şiddetle çalınıyor kulağıma.. hedefine kilitlenmiş bir bomba gibi yıkıcı.. sözcükler düştüğü yerin ardını, yeniden yapılanmasını düşünmeden.. atılıyor ortaya karışık fütursuzca.. sözcükler; bir “beni” yok ederek, bir başka “ben” i oldurmaya yönelik.. neden mi?.. farklılığa karşı geçmişten geleni devam ettirmek istercesine belki..
>>>>Güliver sahilde uzanarak uykuya dalmış cüceler ülkesinde..her şeye gücü var.. uzanmış sahile, düşlüyor işte.. ardından iplerle çekiştiriyorlar.. ayaklarını bağlamışlar.. uyarıyorlar devler ülkesinde kendini nasılda çaresiz minicik hissedeceğini söyleyerek.. Cücenin gözünden bir devden rahatsızlığın nasıl olduğunu belirterek.. “gitme” demenin samimiyetsizliği ile.. Halat halat korkuları salıyorlar onun üzerine.. O düşlerken.. kendi limanlarına demirlemek için o heyecanı.. Devler ülkesinde bir cüce ya da cüceler ülkesinde bir dev olmak kim bilebilir yaşamadan.. Belki de ne gerek var!.. kendi gerçeğini yaşayabilecek kadar cesursan..Kavaklık Parkı Gaziantep, 2010; © TOA
>>>>Sessizdik... Yalnızca; hız kontrolünü bir polis edasıyla yapan babamın kontrolünde yol alıyorduk hala.. Yavaş yavaş...Kavaklık Parkı Gaziantep, 2010; © TOA
“Uzunlarını yakma karşından gelenlere”
uzunları yakmamalıyız, evet!.. Uzakları görebilmek, mesafeleri kısaltır çünkü.. Çünkü alternatif güzergahı olmayanlar için yol bitmemelidir.. Evet!. yollar elbette çukurlarla doludur.. Kısaları yakarsan, yavaşlamalısın çukura sokmamak için arabanı.. Ya da uzunları yakarsın sana karşı olanlara inat!.. Aslında aracımızı geceleri daha çok çukurlara daldırmamızın nedeni de bir görme kusuru değil midir?.. (Soyut konulara dalma diyen ah o eskiler!..) Yolları bir kaçış hevesi ya da bir araç(enstrüman) olarak görenler.. Hayatında aslında doğum ile ölüm arasında alınan bir yol olduğunu kabul etmek istemezler.. Bir sonu kabul edemez çoğu insan.. yol hep devam etmelidir ya!.. fasit bir çemberin için dolansa da.. diriliş efsanaleri ve sonrası hep vardır.. Çünkü; umutları yeşertir gidebilmek, yapabilmek.. Peki ya gidemeyenler.. Kontrolü başkasına verip, sonra uzaktan eleştirenler.. Yolu bitirmek istemez bazıları, çünkü varmak yüzleşmektir.. Başarı da olayın sonuna geldiğimizi bize unutturan bir morfin gibidir ya!.... Eğer yeni yollar hep varsa hayatında başarıların o kadar önemi de olmayacaktır belki... Bazıları hızla, koşturarak gider ölüme.. köklercesine hayatı.. bazıları ise ne kadar yavaş giderse o kadar çok içinde yaşadım sanır hayatın..
>>>>Arabaya doluşmuşuz Ailecek.. Köküne kadar abanıp hayatın pedalına, radikal değişimlere gebe kalmak isterdim ya!... Nafile..
| izlenim |
Pazar, Ocak 10, 2010
Borcum var...
>>>>Ben aşk çocuğuyum aslında.. Baharın arzulu çığlıkları, yeniden dirilişin ve yenilenmenin heyecanı, bir mart akşamı karışmış tohumlarıma..Güvenli bir ortamda çoğaldım, büyüdüm herkes gibi..Bilinmez ama huzurlu, karanlık ama güvenli....Tüm olumlu şartlara rağmen bende hissederek, uzaklaşarak başladım hayata...Algılayabildiğim ve yorumlayabildiğim yaşantımın ötesinde, büyük bir ayrılık ve güven kaybetme tecrübesi yaşadım herkes gibi..herkes gibi..Herkeste olan bir şeyi vurgulamak, ne yarar sağlar ki! Demese miydim?.. Hepimizin geçimişinde ortak olan bir tecrübe yi yaşamış olmamın bana ne faydası olabilir ki?!..Hayatı katlanılmaz olarak düşünenlere bunu aktarmak bence çok anlamlı...ortak bir acıyı paylaşmakta bir o kadar manidar benim için.....işte herkes gibi doğmuşum bende; belki biraz daha toplu ve sağlıklı.........sonra tipik bir ilgi, alaka...üstüme titremeler, sevgi dolu geçen yıllar.. ilk sözcüklerimi üretinceye kadar geçen süre de; malum hikayem de herkes gibidir eminim....Hani; “almadan vermek tanrıya mahsus” derler ya!..bende herkes gibi hiç vermeden hep aldım yıllarca...yıllar sonra duyduğumda tanrı ya dair bu tür inançları, hiç anlam veremedim..Acılara dayanma panzehirini doğuştan aldığımız bir tecrübe ile başlamıştık halbuki herkes gibi....çok çektim tecrübesizliğimin vücüdumda bıraktığı yaralardan..Aşklarımın yüreğime sapladıklardan..geri çekilmedim yine de..en başından beri ben hep merakla uzanmıştım ya! dostlarıma.. -dostlarıma diyorum; çünkü düşmanım kimdi ki veya neydi..?.. yoktu ki!..-....korkmuyordum....Cesur ve delikanlı gözükmesemde; korkmadım insanlardan, karanlıktan ve yalnız kalmaktan... konuşulanların hep ilk anlamı vardı kafamda.... yaklaştığım gibi de tepkiler aldım.. şanslı mıydım?.. degildim aslında.. Sadece şansızlıklarımı abartacak kadar vaktim yoktu.. aslında neyi ararsam o cevaplarda beni buluyordu.. Aldatılarak, aldatılmamayı öğreniyordum.. Mutlu olabilmek için mutlu edebilmek gerektiğini yaşayarak görüyordum.. -daha önce de demiştim..Hala arkasındayım o fikrimin..-..Cezaevinde adanan umutlar, Diyarbakır, 2009 ; © TOA
Uzanan çocuklar, Mardin, 2009 ; © TOA
| izlenim |
Salı, Ekim 06, 2009
Körebe...
>>>>Dolunay en güzel yansımasıdır; karanlıkta sakladığımız her bir şeyin..Dolduranay bir anlam katar.. karanlığından korktuğumuz “gecenin bile sevilebilecek bir yanı vardır” der adeta.. Onun ışığına güvenir, başımızı çıkarırız deliğinden.. geceye.. ürkek ama meraklı.. karanlık ve korku çölünde bir vahadır; dolunay... Onda; bir şeyin yokluğunu anlatan, bir değer olmanın hüznü vardır.. Ben; dolunayın yüzünde, kızgın ve ağlayan bir kadın yüzü görürüm.. herkes kendine dair birini görür bence, onun yansıttığı aydınlık gecede.. Dolunay ayrıca bir yansımasıdır, onun yokluğunun.. Anlamının içinde bile onu taşırcasına..Hasankeyif, Batman, 2009 ; © TOA
>>>>Güneş.... hayatımızın enerjisi.. hayatımızın temel taşı; tıpkı..!....... nasıl aydınlanır insan.. nasılda karşılıksızdır paylaşılan.. sonsuza kadar.. onun gözünün içine dahi bakamasak ta.. o her seferinde nasıl kucaklar bizi doğrudan.. sımsıcak..... cevapsız gidişine.. ondan uzak kalışımızı.. nasılda sorgulayamayız artık!.. nasılda bir parçasıyızdır... ne eksik kalan ne de içinden.. onunla tamamlanır anlam.. bütüne ulaşmak istercesine...... aslında unuturuz.. yok bile sayabiliriz, nasılsa hep orada diye.. Karanlık olmasa ne anlamı vardır aydınlığın.. Yine de bilir korkularımızı.. yokluğunda yansıması ile görünür düşlerimize.. bizde onun karşılıksız bu verişinde, yansımasını görürüz benliğimizin...... Kayıtsızlığımızı.....sorgularız!.. nedenlerimiz vardır elbet..... O karanlıkların içine gömülürken.. aldanırız.. unuturuz gidişini, dalarız onun güzelliğine.. gerçekdışı korkularımızın gölgesinde....... düşünmemek en güzelidir belki de.. savunmalarımızı örmemek için aramıza.. bilmemek en güzelidir belki de.. bilmeyenlere..... bilmeyenlere; güneşin yansıması bir tesellidir... halbuki çoğumuzda bilmeyiz ya!........ Bilmeyiz; düşünmeden, korkusuzca gövdemizi çıplaklığı ile açtıktan sonra.. gözümüzün içine, içimizdeki gerçek anlamları yerleştirdikçe.. karşılıksız sevebildikçe .....!. ne kolaydır sevilebilmek..... kaçarız... kabullenemeyiz korkularımızı.. korkunun üzerine gitmek korkmadığını göstermez ki!..... gerçeği yaşamak, olacakları düşünmemek ve olabilmek.. içten ve sade... sevebilmek; güneşe doğrudan bakabilmek gibidir.. Hayatı gerçekçi yaşayabilmek ve sevebilmek bir cesaret işidir....!...Hasankeyif 2, Batman, 2009; © TOA
| izlenim |
Pazartesi, Haziran 15, 2009
Fayda
>>>>Öğrencilik yıllarım..Universiteye yeni başlamış toy bir gencim..heyecanla ve gönlümce yaşadıklarım..İçinde bulunduğum tüm koşulları zaman içerisinde aşabilen ben, çok rahatta adapte olurdum şartlara..Ucundan yakalamak var ya hayatı tam elinden çıkıp gidiyor derken..ve sarılmak uzun zamandır kaybedilmiş bir değeri bulmuşcasına..İnsanlara kattığım kadar mutlu idim..Vermenin değerini en çok kaybetmeye başladığım o anlarda öğrenmiştim..Ne vardı ki zaten elimde....Değerler, sevgim ya da güvendiklerim..verdiklerim..insanca ve karşılık beklemeksizin..Süryani Düğünü 1, Adıyaman, 2009 ; © TOA
>>>>Yoğun bir günün gecesi yatağımda uyumaya çalışıyordum..çalışıyordum..herzaman ki gibi kalabalıktı evimiz.. Zaten beş kişi kalırdık o evde.. Birde kız arkadaşlarımız, gürültü ve curcuna....Gece sıkıcı geçmiş olsa gerek, tepeme dikildiler.. kalk ne uyuyorsun türünden tacizler başlamıştı çoktan.."Canımız sıkıldı ne yapsak" diyorlardı boyuna..Sırtımı yatağın içinde bezgin bi şekilde arkadaşlarıma döndükçe..Süryani Düğünü 2, Adıyaman, 2009 ; © TOA
>>>>Universite de Evden sıkça dışarı çıkar, dolanırdık..O zamanlar ne internet ne cep telefonları var.. Sohbetlerimiz daha bir candan ve içtendi sanki...Cumhuriyet caddesinde -ki biz ona mecburiyet caddesi de derdik- gezerdik arkadaşlarımızla..... Cadde şık ve göz alıcı mağazalarla doluydu..Tüm o mağazaların arasında ufak bir büfe dikkatimi çekerdi hep.. Camları öyle kirli ve dergi düzeni o kadar bozuktu ki!.. Camlar; arkasında ki dergilerin yazıları okunamayacak derecede çamurlu idi... o büfenin önünden her geçişimde, o büfeyi ne kadar daha iyi işletebileceğimi düşünüp dururdum..Süryani Düğünü 2, Adıyaman, 2009 ; © TOA
>>>>Yatağımda üzerime arkadaşlarım çıkmış, tepinip, beni itip kakarken, "haydi ne yapalım canımız sıkıldı '...........' uyuma da bişeyler düşün" derlerken.. aklıma geldi, o büfe.. Durumu anlattım.. Ve neden o adamın dükkanına gidip pencerelerini temizlemiyoruz? diye sordum... Mevsimlerden kıştı ve dışarıda kar yağıyordu.. O an için canı sıkılan ve dışarı çıkmak için belki de bahaneler arayan arkadaşlarım bu fikre öyle sıkı sarıldılar ki.. Hemen evin içinde eski gazeteleri toplamaya ve cam sil ve çekçek leri ayarlamaya koyulmuşlardı.. Pijamalarımızın üzerine giydiğimiz parkalarımız ve temizlik malzemeleri ile çok geçmeden sokaklarda yürüyorduk.. Lapa lapa yağan karın altında.. Büfenin önüne geldiğimizde, yanımızda yavaşlayan ve bizi gözetleyen ekip arabasını atlattıktan sonra iş e koyulduk.. Uzaktan bizi izleyen arkadaşlarımız karların üzerinde yuvarlanıyorladı, gülerek.. Gecenin 4 ünde büfenin bütün camlarını ve alüminyum çerçevelerini tertemiz yapmıştık.. Tabi ki sabahta ilk işimiz, dükkanı açan sahibini, memnuniyetini görmeye gitmek olmalıydı.. Uyandırdım herkesi.. Açıkçası daha önce büfenin sahibini hiç görmemiştim.. Gittiğimizde çoktan açılmıştı büfe... İçeride yaşlı, kirli sakallı bir adam oturuyordu.. Süzgün, durgun ve mutsuz görünüyordu.. Dayanamadım, büfeye daldım.. bişeyler almak için.. O an büfenin içindeki alkolün kokusu burnumun direğini kırdı geçirdi.. Sonradan öğrendim; alkolik o adamın, dükkanında gizlice içki içtiğini.....Süryani Düğünü 2, Adıyaman, 2009 ; © TOA
| izlenim |
Perşembe, Nisan 09, 2009
Sağlama
Tepeköy Kedileri-3 , Gökçeada, 2008 ; © TOA
| izlenim |
Sufle
>>>>Fırsat bilmistim bozulan ayarlarımı..bağlanamayan hantal masaüstümü.. düzeltmedim arızasını.. fırsat bildim, dışarıyı benden uzak kılan sanal bağ arızalarımı... Bilgisayarının dibine ilişkilendirilmiş, dışsal özentili sosyapat ı uzaklaştırmak istedim oradan.... anladım sonunda, korkularımın nelere sarıldığını.. kaçışımı.. anladım 4 köşe ve bir düzleme sığdırılmaya çalışılanı...modern hayatın karagöz sahnesinden aklımıza istemsizce süzülen gereksizlikleri...uzak kalmak istedim..sunulan basitliği köşesinde yalnız bırakarak..Tepeköy Kedileri-1 , Gökçeada, 2008 ; © TOA
>>>>Anlatacaklarını dimağına dolduran uslanmaz bir anlatıcı olmalıydım..süzülmeliydi kelimeler yaşadıklarımın dikleşmiş keskin kayalarının üzerinde ki yemyeşil yosunların üzerinden süzülen kar suyu gibi...yaşanmış..arınmış....damıtılarak ulaşmalıydı sözcükler....köpüklü sulara dalan çılgın kadınlar kadar saf ve duru... içten ve heyecanla..Yalın hikayelerin köşesinden yeniden seslenmeli biri..izleyerek..bir suflör gibi..Tepeköy Kedileri-2 , Gökçeada, 2008 ; © TOA
| izlenim |
Pazar, Mart 08, 2009
Issızlık ve ...
>>>>Yine aynı gün... Bugün... Yetişmeye çalışıyorum koşturarak.. Kadıköy de.. Hani şu durakların, Haldun Taner sahnesinin olduğu yerlerdeyim.. Yine günlerden Pazar.. Kim bilir kaç yıl önce.. İşte! onu görmeye gidiyorum, Beşiktaş a.. Heyecanla.... Erken saatler, Kadıköy ün ıssızlığı.. Sakinliği.. Kalabalıklardan arındırılmış bir boşluk......... Yalnızlığından, gizlenmişliğinden arınmıştır terkedilmiş diyarlarda insan.. O boşluk; aslı kalabalık, boşaltılmış diyarlarda çırılçıplak hissetmek gibidir.. Davranışlarının ve görünümünün anlamını birden yitirmesi gibidir; ıssız bir yerde kalmak.. Gerekliliklerini, içine kapatıldığın şekilciliğini, daha net sorgular insan... Yaptıklarımızın yüzde kaçı başkalarının etkileri ile şekilleniyor?.. kim bilir!.. Hep bildiğin kalabalıkların içinde kaybolduğun bir yeri, boş ve ıssız görmek ayrı bir heyecan.. Arındırılmış ve senin keşfine sunulmuş gibidir dünya; o an.. Geceleri bomboş sokaklarda, ıslık çalarak yürümek gibi.. belki de ürkütücü olmayan garip bir heyecanı içinde yeşertmek..yeniden büyütmek..bu yüzden..özgür gibi hissedersin, kimselerin bilmediğini düşünerek..O zaman görebilir ancak bir insan.. kim için, kimler için değiştiğini.. aynada ki gerçek yansımasını.. Dedim ya! ayrı bir çıplaklık halidir; ıssızlık.. Beklemediğim bir anda ıssızlığın ortasında tek başınaydım işte.. Şaşkın ve heyecanlı....Ürkek Merak , Kaz dağları, 2008 ; © TOA
>>>>Tüm yollar kapatılmıştı.. Bariyerlerin yanından sıyrılarak daldım boş sokaklara...aklımda sevgilim..geçireceğim günün özlemi..yağmurlu o havaya rağmen keyifliyim.. Çizgilerden adımlarımı uzaklaştırmadan yürüyorum yolun göbeğinden (aslında geceleri de severim bomboş caddeleri, ortasından boylu boyunca kat etmeyi)..... Sevgilimin özgürce, yanımda istediğini diyebildiği, yapabildiği ve sanki bir ıssız ada olan yolun ortasında öpüştüğümüzü düşündüm.. İstediğimiz tutkuyu yakalayabilecek çıplaklığımızı ve özgürlüğümüzü düşledim.. insanların, görüşlerinin üzerimize binmediği, keyifli o boşluğu düşledim... kendindenliği ve içtenliği....... O ada yı yaratabilir miydi ki!.. kalabalıkların içinde kaybolmuş insanlık......... birden.....pusların içinde bir kalabalık gördüm; o sevgiliyi düşlerken.. bir gürültü koptu sonrasında... bağrışmalar.. ellerinde kırmızı bayraklar.. boyunlarında fularlar.. bir eylem bir gösteri !.... düş bitmişti.. Caddeyi boşalttım kalabalıkların doldurması için..Medeniyetin beşiğinde kadın olmak-1, Assos , 2008 ; © TOA
>>>>Çoğunluğu, ön safları doldurmuş erkeklerin oluşturduğu, bir grup geliyordu “Kadınlar günü” nü kutlamak için.. Nereye ulaşmak istediklerini bilmeyenlere, istediğim kadına ulaşmak için; bırakarak ayrıldım o ada dan.. Haklarını erkeklerin aradığı, edilgen bir kadın toplumunun sorunlarının neden çözülemediğini ve belki de daha bir çok şeyi ben ilk kez o gün anladım..Medeniyetin beşiğinde kadın olmak-2, Assos , 2008 ; © TOA
| izlenim |
Çarşamba, Aralık 17, 2008
Uzak Kuşlara
- ve bazen kanadığında açmıyorgri dil harfleri, susamak yazılara-.aramızda ensesi kalın kış aşılmazıhaberlere göre bu ağır bir gölgelenmegünün göğüs acıkmışlığında(s)açlarında kırlaşmış mavi süt örtüsüya körebe oynuyor demirden tok kanatlarıya da ışıklar tek ayaklı zindanda asık suratlıgök dilini öğrenemeyen öğretilmenhürlük Türkçe' ye kaçak yabancı-oysa ılık bir yağmur üstü üşüşmesiyeşertirdi üzünçlü yüz öpmelerini-çizgileri (ç)alınmış göğün üstü yasakaltı kekeme papatya korkusuneye aç(ıl)sak, ağzımızda hep o boşlukgözlerimiz orda bir köy arama yorgunu.
| izlenim |
Pazar, Aralık 14, 2008
Çıplak
>>>>Yol a koyuldum bu sabah, sahil boyunca durakları sıraya koyarak.... Dilimde 77 lerden kalma bir şarkı.. mırıldanıyorum.. önümde oturan 18 lik kız, yan dönmüş, göz ucuyla süzüyor beni.. Kat kat giyinmişim.. daha bu sabah terleyebilirim diyordum.. içim ısınıyor.. kat kat soyunuyorum fazlalıklarımdam.. soyunmak istiyorum delicesine.. kocaman bir AMA ile aralanıyor, bahanelerime açılan o kapı.. İşte! böyle örtünüyorum, zamanı geldiginde.. işte böyle! hala altında saklıyorum, düşlerimdekinin bile bilmediği bir çok şeyi.. belki de bahane ederek başkalarını, gizleniyorum kendimden.. Açılabilirdim.. biliyorum! gerçekliğimi, dürüstlüğümü sevmeyen bir ben değildim!.. karşılık beklemek ise anlamsızdı.. kendiliğinden gelişmedi.. bir kadının en yalın halini nasıl da isteyebilirdim.. öğrendim ki! istemek bile ne zordur.......... Derler ki ben çıplak geldim, çıplak gidecegim.. belki de ben hep böyleydim.. ne doğumum ne ölümüm.. yanıma doldursam da şu kalabalıkları.. biliyorum!.. kabullenmeseler de bu beni.. En çıplak anlamı ile tek başıma geçecek hayatım..Örtünmek, Gaziantep, 2008 ; © TOA
| izlenim |
Salı, Aralık 02, 2008
Issız adam
Doğayla başbaşa; Uludaz zirvesi, K.Maraş, 2008 ; © Mervan K.
| izlenim |
Pazartesi, Aralık 01, 2008
Kurallar
>>>>Perdelerim açık yatarım her gece.. Geceden dolunay konuk olur bazen yatak odama..yıldızlar da eşlik eder göz kırparcasına.. Sabahları ise evimin önündeki yeşil tepenin üzerinden doğar güneş.. Gün e heyecan katar parkın ardındaki kızıl.. Gün umut olur ışıldar.. Binaların bütün gece aydan tutsak, buz tutmuş asık duvarlarına, gülümser sımsıcak.. Yatağında gerinirim, ilk güneşin kızıllığı yatağıma düşünce.. seyrini severim.. düşünceliydim çoğu kasım sabahı..
Terkedilmiş Rum köyü ; Gökçeada, 2008 ; © TOA
>>>> İşte geceden kalma bir sabah.. benzer bir tavır da ki ben.. haftanın başı.. yılın son ayı.. Aralığın başı.. Eksik kalan işlerin devredilme korkusu.. bütün bir yılı sorguladığın ve acaba ları kurguladığın hüzün ve umudun aynı çatıda birleştiği ara bir ay.. Aralık.. Evden koşturarak çıkıyorum.. ışıldayan güneşin aksine ürpertici bir soğuk süzülüyor sinsice elbiselerimden içeri.. Aracımın kliması daha ısıtamadan içeriyi.. buğulu pencerelerim.. dışarıda pek te erkenden beresine burunmuş belki sıcak kanlı insanlara bakıyorum.. Yalancı bir güneş kamaştırıyor gözlerimi.. Bir arabanın peşine takılmışken; dalgınlık bu ya!.. kaçırıyorum kırmızı ışığı.. Tesadüf bu ya!.. Işıklarda bekleyen polis, kıvrak bir büyücünün el hareketi ile geri çekiyor koca arabamı yaya geçidinin ardına.. ışıklara ve polisin müdahalesine takılıyor hayatım.. Pazartesilerini sorgulayan kafam.. Dalgın.. aralanmış penceremin ötesinde ki polisin sesi, uzaktan ve anlamsız.. Gereksiz bir uğultu var sanki kulaklarımda.. “efendim”, “ruhsatını ve ehliyetini ver ve sağa çek!” diyor kabaca.. Kibarlık mı? hem de pazartesi!.. hiç sanmıyorum.. Isınmaya henüz ikna olmuş aracımını terkediyor buğulu nefesim.. ürperiyorum bir kez daha.. Polisin yanında dikilirken düşünceliyim.. "Neden durmadın" diyor memur bey, "görmedim".. tepkilerim ve yanıtım.. hiç te beklediği gibi değil! sanırım.. kuralların uygulanmasına, uygulayıcalara olan desteğimi; menfaatlerime ters düşüyor diye, birden çekecek halim elbette yok.. ceza kesmesin diye savunmam, yalvaramam da.. hatalıyım evet!.. kurallar uygulanmalı ki! yaşam kalitemiz artsın.. uygulasın ki bana, başkalarına da uygulayabilsin.. benimle havadan sudan konuşmak istiyor memur bey!.. tepkisizliğim, kısa cevaplarımda saklı.. merakını kamçılıyor belki.. kuralları uygulamasına karşı çıkmadım diye de ahbap olmaya da hiç niyetim yok.. Telsizi dinlemeye koyuluyorum bende memur beyin.... bir radyo spikerinin kıvrak konuşması ile telsiz çınlıyor..”Günaydın arkadaşlar, bugün 1 Aralık 2008.. Kuralları uygulamaya özen gösterelim.. Kanunların bize tanımış olduğu haklara dayanarak ceza kesiyoruz bunu unutmayalım......”.. kanun koyucular.. kurallar.. yürütücüler.. düşünüyorum telsiz den kulağıma süzülen kelimeleri.. kurallara uymaya kendini adamış beni ve belki de doğruları için, için için güdülerini kısırlaştıran beni.. düşünüyorum.. kuralların yarattığı insanı.. süslü beşiklerin içine tutkularımızdan arınarak, hapis oluşumuzu.. tepkisizliğimi..
Arabalı vapurun yaramazı; Gökçeada, 2008 ; © TOA
>>>>Kelimeler etksini kaybederek adeta süzülüyor kulaklarıma.. garip bir şive ile yutuluyor harfler.. Bakıyorum memur beyimin yüzüne anlamsız ve ifadesiz.. Anlamıyorum.. Yavaşça ve sağırmışım gibi bağırarak yineliyor "Dikkat et! olmasın bir daha".. Kafamı sallayarak onaylıyorum sistemi.. Evraklarımı kuşanıp, geç kaldığım işime kırıyorum direksiyonumu..
| izlenim |
Çarşamba, Ekim 29, 2008
"I have a ..."
>>>>Bulunduğum yere bakıyorum da..... Neleri kaçırmışım.. Neleri, elimin tersi ile uzaklaştırmışım kendimden.. şöyle bir bakıyorum da.. Şikayet etmeye hiç mi hiç hakkım yok.. Olamadıklarımı, yapamadıklarımı sorguladığımda hep geçmiş ve geçmişe dair seçimlerim çıkıyor karşıma.. Seçimlerim, sonuçları ve bugün.. yol ayrımları.. yön verişlerim.. bugün ve bitmeyen beklentilerim.. Aslında şöyle bir bakıyorum da bugün her şey gayet güzel..
Tepeköy; Gökçeada, 2008 ; © TOA
>>>>Bugün ben elli yaşındayım.. İstediklerimin çoğu elimde.. İstanbul da seçkin bir muhitte mütevazı bir evim, bir ailem ve 17 yaşında bir kızım var.. yıllardır geziyorum köşe bucak.. Once ülkemi tanımak istedim.. tanımak istedim insanlarımızı.. gezindim bir uçtan bir uc a.. hep kafamda yurt dışına çıkma isteği vardı.. İlk olarak Avrupa’ya gittim, uzun bir bekleyişten sonra.. çok eskiden beri istiyordum ya!.. gerçi şimdiki kadar kolay değildi o zamanlar.. neyse.. işte yurtdışı turlarından birinde bir kadın belirdi.. girdi hayatıma bir köşesinden.. etkilenmiştim.. ilgisinden.. sonsuz olduğuna inandığım sevgisinden... yalnızlığıma ustaca, o hassas dokunuşlarından.. Sonrası tevekkeli ürküyorduk, malum tavsiyeler bir çatı altına soktu bizi.. Kızımız oluncaya kadar sanki tam değil, her an bitecekmiş gibiydi evliliğimiz.. Kızımın annesi.. eşim; canım karım hep bir toparlayıcı oldu bize.. Çalıştığımız, kazandığımız para ile yazlık almak isterken sevgili karıcığım, ben bir tekne alacağım diye direttim.. Her gördüğüne kapılan bir hayalperest mişim!.... Ama bugün 13m uzunluğunda tek direkli sailor tip bir yelkenlim var.. Çoğu zaman yaz tatillerde ayrılırız o yüzden.. Hala o 5 yıldızlı tatil köylerinde ne buluyor bilemiyorum.. ben mi?.. Teknemde tek başına uzanıp, sabah güneşimin üzerimi taramaya başlamasıyla erkenden uyanıp, arınıyorum dertlerimden.. Ve dalıyorum mavi sulara, tüm arınmışlığım ve duruluğum ile.. Keşke emekliliğim gelse ve yerleşsem tekneme açılsam enginlere sıkıldıkça.. Yüzmek mi? Elbette çok seviyorum.. Tıpkı tenis gibi.. Tenis i eşime biraz öğrettimse de biraz, bir türlü sevdiremedim.. Şarap ve balık en favori yemeklerim.. Şarap konusunda oldukça seçiciyim biliyorsun.. O özelliğimi de karıma borçluyum.. Gelirim ne iyi ne kötü.. birikimim yok denecek kadar az.. Kızımın bitmez tükenmez ihtiyaçlarını karşılayamasam da.. Halimiz hiç te fena sayılmaz.. Her zaman ulaşılacak istenilecek bir şeyler vardır tesellisi, eskisi kadar etkin olmasa da hala dilimde.. Tatmin olabilmek gerek birazda.. Kızım beni seviyor, hissediyorum.. Eşim ise ilk günkü gibi değil artık!.. Sanırım romantizm de zaman aşımına uğruyor.. Kaybolmasa da eriyor zamanla, su da şeker gibi.. Kızıma yaşadıklarımı anlatmak en büyük keyif aldığım şeylerden biri.. Ona anlattığım hikayelerim; gezinirken tanıştığım kişilerin, dinlediğim hikayelerinden oluşuyor genelde.. Bazen eski arkadaşlarım ile de buluşuyorum.. Bitirmediğim, unutamadığım, yılların eskitemediği arkadaşlarımı, arkadaşlıklarımı örnek alıyor kızım.. Umarım seninde böyle dostların olacak Erendil (kızım).. Yıllarca mırıldandığım, ürettiğim melodileri toparladım, bir CD ye doldurdum.. Sonunda!.. Sanatçı bir deha değilim hala belki ama uslanmaz bir Amatör üm, kendi minik dünyamda.. hobilerim ve yazmak.. Dinleyen dostlarım yazdıklarımın güzel olduğunu söylese de ben pek paylaşmıyorum hala kimselerle.. kendi halimde bir kütüphanem var.. Psikoloji yazılarını okumayı seviyorum.. Sayıca çokluğundan veya kalınlığından çok, aklımda bıraktığı kalıntılara bakarak değerlendiriyorum kitaplarımı.. en seçkinlerini seçip biriktiriyorum.. Erendil, senin için saklıyorum.. Bugün e kadar söylemedim gerçi.. Eski kafalıyım biliyorum artık kitapta neymiş diyebilir bana ama...!?... Buraya kadar nasıl geldim diye sorsalar bana, kısaca; “fazla zorlanmadım aslına bakarsanız..” diyebilirim.. Üstelik hırslanmadım da.. Ortalama bir insandım belki ama, zamana yaydım çoğu şeyi.. ne olmak istediğime takılmadım pek, elli yaşına varıncaya kadar.. genel olarak, nasıl biri olmak düşüncesiyle yoğurdum zamanımı..
Assos taki Seyyar Dede; Çanakkale, 2008 ; © TOA
>>>>Bugün kızımın doğum günü, nasıl kutlayacağız bakalım.. Bugün kızım 18 ini dolduruyor.. Yıllar çok çabuk geçti ve ben bugün kızıma, blogumda yirmi yıl önce yazdığım bu yazıyı armağan ediyorum..
| izlenim |
Cuma, Ekim 10, 2008
Kayıp Ruh
>>>> Traianus Tapınağına tırmanırken, yağmur döküldü tepeme.. bardaktan boşanırcasına.. durmak değil görmekti ya hedefim.. koyuldum tırmanarak, kaçışan turistlerin yanından sakince geçerek.. dolandım kalıntıların içinde.. Poseidon kızmış ya bana, çakıyor kaşlarını hala tepemde.. Ben Tepenin sırtlarına varınca da çıkardı kınından kılıçlarını.. Güneşi gördüm bir lahitin tepesinde dikilirken.. Düş yere ulaştı, umut doldu gönüller.. duruldu çiseleyen.. Bulutların karnını yararak, güzel günlerin haberi ulaştı Pergamon un üzerine.. Tapınağın sütunlarına dayanarak bakınıyorum.. Geçmişin çarşafa ve şaraba bulanmış insanları.. bulutların tüm güzelliklerini sırtlamışlar akıp geçiyorlar sanki üzerimden.. Akropol ün henüz kurumamış, yağmur kokan toprakları.. Bakınarak, derin bir iç çekmek de yaraşır ya bana...... ıslak çimen.. Tüm inadım, kabarmış koltuklarım ve ben dikliyorum hala.. Süzülürken her bir damla yağmurluğumdan aşağıya.. düşünüyorum benligimi ve tekligimi.. önemsiz yalnızlığımı.. Ama Poseidon bu! inatlaşmaya gelmez.. Birden düşürdü yıldırımlarından birini ötede bir yere.. Ardından bir is, bir bulut.. kapladı tepeyi boylu boyunca.. Göz görü görmez karanlığa bürününce her yer, saklanıp neden ürker insan.. neden sorgular.. neden düşünür yanında olmayanları.. neden bilmek ister her attığı adımın altındakini ve ötesindekini..... Yağmur incelmişti hızlanarak.. damlalar, rüzgara sırtını vererek saldırdı üzerime beni kurşuna dizer gibi.. Sığındım bir köşeye.. biliyorum; sabırlıyım.. Dinmesini bekliyorum.. İçime doluşan her bir ifade süzülürken yüzümden aşağıya.. bekliyorum.. asırlardır ayakta kalan, zamanın içinde sürüklenen.. yok olmayan, kaybolmayan bir tek ben miyim!.. Kaçmıyorum, bekliyorum.. biliyorum.. biliyorum çünkü; dağılıp gidince kederli bulutlarım göğümden, doğacak güneş bir beni kucaklayacak orada tek başıma.. gökkuşağından geçitleri önüme sererek..Pergamon Traianus Tapınağına; Bergama, 2008 ; © TOA
Pergamon Akropol; Bergama, 2008 ; © TOA
| izlenim |
Pazar, Ağustos 31, 2008
Halfeti
>>>>Arkadaşlarım gelmişti, Ankara dan.. haftasonu programı yaptık.. nereye gidiyoruz belli değil... düştük yollara sözüm ona, rehber benim.. altı üstü bir kez gitmişim öncesinde.. Halfetiye varıyoruz..
Halfetinin bir köyü; Gaziantep, 2008 ; © TOA
>>>>Yaşlı bir amca vardı öz’ü sözü bir.. soruşturdum vardığımda.. illa ki o kişi olacak.. Zar zor buldum.. "Ne kadar a amcacığım" diyorum usulca yaklaşarak.. “sen beni buldun ya lafımı olur” diyor daha da çok yanıma sokularak..
Kaptanımız; Gaziantep, 2008 ; © TOA
Rum Kalesinin surlarından Fırat; Gaziantep, 2008 ; © TOA
>>>>Barajın serin suları ve boğucu sıcak.. Teknemizi, Rum kale nin surlarına yerleştirilmiş o eğreti iskeleye bağlayıp, tırmanmaya başlıyoruz.. 8 kapı dan geçerek girilen o kale; sular yükselince bir yarım ada olmuş.. Bakımsız ve dökülmüş..
Kaleye tırmanırken; Gaziantep, 2008 ; © TOA
>>>>Kapıda kalenin işgal tarihi yazıyor.. Yok olmaya terk edilip vandallar tarafından adeta değersiz yığıntılar haline dönüştürülen tarihe canlı tanıklık yapıyoruz.. Dün yağmalanan, talan edilen yerler, Kaderin bir cilvesi mi desem, bugün için umut olmuş.. Ve çözüm olarak sahipleniliyor bölge insanları tarafından.. Öğrenme biçimlerimiz ve uygulamalarımız, hala çıkarlarımızla paralel maalesef.. Belki o zaman ancak sahiplenebiliyor, bizim diyebiliyoruz....
Teknenin Sultanları; Gaziantep, 2008 ; © TOA
>>>>Kaleden indikten sonra dönüş yolunda Pancar motorlu takamızın burnunda elimi suya daldırıyorum.. Dışarıda muazzam bir sıcak.. Birecik barajının suyu.. O kadar soğuk ve masmavi... Dayanamıyorum.. Teknede arkadaşlarım, mayo mu araba da unutmuşum... Çıkarıp üstümü başımı.. Atlıyorum suya.. nasıl güzel bir duygu anlatamam.. Kemiklerime kadar irkiliyorum.. O sıcakta, serin sularda, dalıp çıkıyorum Fırat derinlerine.. Keyifliyim sevişir gibi.. Özgürlük; bu kadar doğal bir yerde içinden geldiğince yaşayabilmek.. Özgür olduğunu hissetmekse inanılmaz güzel bir duygu.. aslında çırılçıplak olmak isterdim ya!?.. Belki başka gün.....
Rum Kalesinde; Gaziantep, 2008 ; © TOA
>>>>Bu eylül de yine Halfeti de her yıl ki fotoğraf günleri düzenlenecek.. Matları ve uyku tulumları ile Türkiye nin dört bir yanından fotoğrafçılar gelecek.. umuyorum.. Yolu buralara düşen herkese Halfeti yi görmelerini tavsiye ediyorum..
| izlenim |





























