Çarşamba, Mart 21, 2012

Gece gece

Gece serinliği sarıldı, deri safarime.. gece bırakır, kendini, bir başına.. soruları türetip, türetip, kurcalamak.. çözümsüz kalsa da düşünmek.. dalmanın -gın, -gin halleri.. hal böyle iken, o.. aslında hep vardı, derler... aslında hep görünür derler; kendinden emin.. - miy dik? acaba.. sanmıyorum....

Cumartesi, Şubat 25, 2012

Nokta...

Çok şey geçti üstünden.. Çok şey var anlatılacak.. Belki herkesinkinden biraz daha fazla ama herkesinkinden, eminim, biraz daha önemsiz... işten ayrılmışım n'olmuş.. değişen ne var-mış ki hayatımda.. aslında yok bile denebilir.. fikirlerim, benliğim, bütünlüğüm aynı..yol devam ediyor.. Aynı yol değilse de.. olay bitti..işbah noktası.. ne iki nokta arasında en kısa güzergahta ne de bir çemberde ki tüm noktalara eşit uzaklıkta... bir nokta kadar özgür ve bağımsız ne olabilir ?..... bütün uzayda başka hiç bir şey olmayan bir yerdir; Nokta... parçası olmayandır.. türetilir herbir kavram, noktaları baz alarak.. halbu ki nasılda aşağılayıcı bir şekilde kullanırız... büyüklüğü nicel olarak doyurmasa da egomuzu.. bazen yalın varlığını kıskanıyorum noktaların.. öyle ki yalnız bırakamıyorum aralıklarımın sonu, yıllarımın başında.. cümlelerimin helalliği.. iki nokta yan yana.. devir eden her bir öğenin sonu.. yandaş noktalar; virgülün hükümranlığına son versin demiş gibisinden... salınıyor, paragrafların içine anarşistçe.. Nokta; keskin, kendinden emin, bitirip sonlandıran.. bilinçli..........

Sahilde I , İstanbul, 2012 ; © TOA

Hal bu ki!.. Tıkanmadım henüz... Kesilmedi önü, sözcüklerimin... Düşlerimin.. Değiştirdim de n'oldu!.. Vaktim ne azaldı ne çoğaldı.. Düşler; uzatmalı yarim.. beynimin içinde konudan konuya girecek kadar şehvetli.. uçsuz, bucaksız falezlerin dibinde.. korkusuz...... bazen üzülüyorum, mercanlara yamanmışlara.. ayırmıyorum vaktimi, yuvarlanmayan taşlarda mesken tutmuş gösterişli gariplere... ne yazasım var sizi, ne de dallandırmak.. ne bir görgülü kadar vakur ne de bir avareyim bu ara.. eşit mesafede ve boşta.. peki! boştaysam n'olmuş!..... ey garip devinenler size yinede vakit ayıramam..!...
(hayallerim dallanmış, budaklanmış tepemde.. gölge eylemiş, sakınmak istemesemde aydınlıktan.. geniş yemyeşil bir ova.. yükseltisinde.. gezinmekten, aşındırılmış kunduramın içine sığdıramadığım, koca koca ayaklarım.. uzatıyorum burunlarının dibine.. süzüyor, uzaktan gelip geçen otorite.. ve onun uşakları.. yaşlı bedenlerin ardında, sakınmış, korkak gönülleri ile.. bakınıyor, sorgulayarak.. tüttürüyorum sisli bir geceyi.... derinlerine girerken.. doldurulmayı bekleyen bir gece.. hayellerim.. hayaller büyüyor, büyülü, buğulu bir gecenin ardında.. yapraklara sarmalanmış çisseleri ceketimin ceplerine doldurarak... otlakçı Gamlılara inat... aşırılmış bir tazeliği içime katarak.. uzanmak.. dinlenmek.. işte sadece bu!..)

Sahilde II , İstanbul, 2012 ; © TOA

Harika mı oldu!.. yok canıım.. iddia etmiyorum..(iddia da kibir kokar ya!..) ne kaybettim ne de büyük bir keşfin heyecanı var üzerimde.. (eee!! öyleyse..) Mantıksal döngünüze, kendi gerçekliğinize, bir gerekçe lazım değil mi?.. katıp katıştırın, renklendirin telkin hesabınızı.. yeni bir vade... ünlü bir türkücünün dilinden bir teselli dinler gibi.. küçümser bir hoşgörü ile.. büyük ideallerim nerdesiniz yahu!..... (gerçekten mi?!!.).. haklı kılmak için eylemi.. (Kime neyi haklı göstermekse!..) şöyle mi desem acaba.. maya takviminin son yılında her şey değişmeden bende değiştirdim güzergahımı.. sevmedim işimi.. sponse ediyordu sadece, hayatımı.. (yalan mı?!..) ve bitti.. kafamda kurguladım ayrılışımı.. acayip spontane oldu.. aniden... son derece kaygandı.. işimden kaçışımın zemini.. halbuki ne de güzeldi.. görsel, cebirsel büyüklükler.. hazırdı her şey.. her sabah aynı perde.. Ve perde.. performans.. müthişşş... manüplasyon.. ayrıldım.. memelere susamış ağlamaklı vampirler kulübü.. hiç biri hatırlamıyor sen gidince, merak etme... gidişine sunulan, son bir kaç acıklı tavsiye.. (o da olsun artık!) kalan sağların vesaire yardımcıları.. hayırlısı telkinleri.. (gerçekten!.. evet!..)........... Özünde; yeni bir yol verdim kendime... ayrıldım.. sergüzeşt.. oldu bitti.. beklemiyordu beni, biliyordum.. benim vefalı yarim.. yine dönüp dolaşıp, attım kendimi koynuna... ilk gün ki gibi; sade, yalın, ve yine çırıl çıplak ...........

Çarşamba, Ekim 19, 2011

ölenler-kalanlar: insanlar...

>>>>Güneşli bir sabahta, keyifleneyim diyerek açtım radyoyu.... son dakika ile başladı ölen insanların haberi.. üzüldüm.. hala üzgünüm.. gün boyu yazılanlara, arkdaşlarımın arkadaşlarının paylaştıklarına, yorumlara bakıyorum da.. kimisi profili görüntüsü olarak kurdele koyup, protesto ediyor, kimi ise yaşanan üzüntünü hatta çoğulcu nefretin hedefi olmadan ürkekçe ifade etmeye çalışıyor.. kimi taraflı, yanlışı savunmanın dik duruş olduğunu sanıyor.. ama görünen o ki herkes kendince haklı.. suçlu ise hep dışında.. dışarıda..

Kale, Samandag , Hatay, 2011 ; © TOA

>>>>Sabahtan bu yana; insanlar ve kendini dışında gören diğer insanların mücadelesine tanık oluyorum.. kaybolmayan uçmayan yazının izlerini takip ederek kitaplardan altı çizilmiş ç-alıntılar bünyeye, öylece zerk olmuş sanki!.. Sanki etin kemiğin doğallığında her bir parçamız; siyah kaşlarımız ve sapsarı saçlarımız... derleme toplama bir haldeyiz.. ama bunların suçu yine bizde değil.. "ah şu sistem yok mu" diyor mesala birimiz.. ya da "türk solu olur muymuş canım" diyor pkk sempatizanı bir kominist..!?!.. herkes; kendince çok özel, eşsiz.. bu yüzden değil mi zaten hep sorunların çözümünü dışarıda arayışmız.. biz değil miydik, yüzyıllar içinde eğrilip bükülüp evrimleşen.. düşünceleri sistemleri ve hatta dinleri üretip mükemmeli hedefleyen.. bizler, diğerleri ve öteki insanlar değil miydi..?..... farkı belirginleştrip; daha çoğunu isteyen hep çoğunluklar mı oldu sanıyorsunuz?.. bugün üretim tüm dünya ya yetecek düzeyde iken, açlık ve yoksulluk varsa.. bugün binlerce dinin evrimleştirdiği, Ahlak; her türlü iletişime-en hızlısından hemde- rağmen; hala iki yüzlülük ile üç maymunu oynuyorsa.. pragmatikse.. çıkarlar için -ticaret vs- herşey caizse.. ve eninde sonunda birilerine yarıyorsa her sistem.. TC, Cumhuriyet, Şeriat monarşi vs. diğer tüm yönetim sistemlerine bel bağlama sayın ey insan....

eshab-ı kehf, Tarsus , Mersin, 2011 ; © TOA

>>>>Kurdele ile protesto eden arkadaşlarım, size bir kaç şey demek istiyorum. nefretin sevgi eksikliğinden oluştuğunu ve bunun körüklemenin, tüm insanlara zarar verdiğini, okumuş eğitimli insanlar olarak görmelisiniz.. Yangına körükle gitmenin temel doğrular göz önüne alındığında, hiç bir faydası olmayacaktır.. öngörü eksikliği olan hükümetin Cahil yöneticileri de aynı tutumu takınmadıkça, amaçlarına asıl nefret eden katiller ulaşacaktır.. insanlar ve diğer insanlar lütfen dolduruşa gelmeyin..

Selale, Tarsus , Mersin, 2011 ; © TOA

>>>>Suç un cezası suç ise bir süre sonra suç legalleşir.. kan döken brinin -dökülen ne kanı olursa olsun- ne sevgi ve barıştan söz etmesi ne de vicdandan bahsetmesi inandırıcıdır.. kim ki kan döküyorsa onun vicdanı, ahlaki sözlerinin gerçekliğinden şüphe ederim..

eski tarsus evleri, Tarsus, Mersin, 2011 ; © TOA

>>>>Ve sayın aktivist kardeşim.. Devrimi, sistemi değiştirerek yapamazsın.!. insanlar sistemle nedensel bir bağ içindedir.. insan sistemi, sistem insanı değiştirir.. samimi olarak diyorum, en zor devrim kendi içimizde ki devrimdir.. insan ölümüne en güzel tepki, kendini silahsızlandırarak yapılabilir..

Titus tunel, Samandag , Hatay, 2011 ; © TOA

>>>>Yokluğunu hissettiğimiz, sevgi üzerine, ç-alıntı altı çizdiğimizi sözcükleri tırnak içine almadan, algımıza morfin basıp, kendimizi rahat hissettriyor olabilir miyiz acaba.?. doğruluğuna inanıp yaşama geçirememek, değişememek, olamamak.. "evet orada öyle bir düşünce var" diyerek, hatta paylaşarak, birilerinden bişeyler bekleyerek, acılarımızı hafifletmek mi gayemiz..?!.. Evet değişim gerekli...
Peki!... Devrim mi yapmak istiyorsunuz? işe aynaya bakarak başlayın ..!!!..

Pazar, Eylül 18, 2011

Cok Yasayasiniz..

>>>>OKUmak.. Sözcükler.. etkisi ne kadar da azmış.. İletişim becerisi söz ve ses tonu ile başladı sanıyoruz.. Öyle mi?.. Okuyoruz işte bir şeyler.. sözcükler ediniyoruz birilerinden; ödünç.. sonrada kullanıyoruz acemice.. aklımızda kaldığınca.. aklımızda artıklar.. iletmek, kendine ait olmadan.. iletişimde ne kadarda önemsiz bir aktarım aracı aslında, sözcükler.. Diller.. Halbuki, Beden dili; on kat daha etkili bir ilietişim aracı..

Eshab-ı Kehf, Tarsus, Mersin 2011 ; © TOA

>>>>Yeter!.. Sıkıldım artık!.. sözcükleri dilinde ustaca kullanan iki yüzlü insanlar.. istemiyorum altı boş fikirlerinizi.. Zeki mi sanıyorsunuz kendinizi?.. mantıksal dizginiz Güven mi yaratacak bende?!.. Tonlamanızla sağlam biri olduğunuzu düşüneceğimi düşünüyorsunuz..?!.. Ya da güçlenip eksiklerinizi ört bas edebileceğinizi, duygularınızı yavanlığınızı insanlara hissettiremeyeceğinizi.. İnancımı kaybetmeden sana ey insanlık.. Göster bana lütfen kendini..
Ve sen!.. koşturmacanın kaçışında ki benliğinle.. şöyle dur bir bak etrafına.. senin olmayan bir hayatın pençesinde çırpınırken.. O sözcükler mi olacak kurtarıcın.. rahatlayacak mısın?.. Bilmek yetmiyor artık dostum.. beni kandırsan sana ne faydası olacak..? aldanırım iyi gelecekse, yeter ki sen iste.. Ama, saklanma artık maskelerinin ardına.. yüzlerini yalnızlığında aşındırmadan.. çık ortaya.. içinde ki dehlizden.. mutsuzluğundan kendi gerçeğini keşfetmeden seni kimse çıkaramayacak.. o yuzden sana tavsiyem.. korkusuzca.. hani dost sohbetinde doğru budur dediklerin var ya.. inandır beni.. YAŞA ..!.

Salı, Ağustos 23, 2011

Yazmak gibi...

>>>>Geçmişte yazdıklarım.. şöyle bir göz gezdirdim de.. yazma tembeli olabilir miyim?.. acaba…... peki!.. kelime tüketimi konusunda.. cimrinin teki.. aç gözlü.. sabırsız.. heyecanlı.. Obez bir obsesesif..!….…( yok canımm..!..)
>>>>Bugünlerde canım yazmak istiyor.. yüzeyden.. çok seri.. dalmadan derine.. belki de saçma.. mesaj mı gidermiş birine (hadi canım sende!.. Kimin umurunda)....... yazmak … Ne tarif üzerine.. ne talimatla.. nasıl olursa olsun.. diyorum ya.. bu ara yazmak istiyorum.. takılmadan bunların hiç birine.. hiçbir şeye.. pek bir genel.. etliyle sütlü.. kucak kucağa.. koyun koyuna…. ne liste liste, aşama aşama.. ne yemek tarifi gibi..!.. ama.. bir şey.. olmalı……. yazmak gibi..

Hopeless Faith, Blagay , Bosnia Herzegovina, 2010 ; © TOA

>>>>İstiyorum.. ama….. amade parmaklarım.. uzatmasın.. bu seferinde.. ne tekrarları.. ne açıklamaları.. ne öznesi.. ne nesnesi…. Ne?....... hele bir de belirgin mi?..( ney-im-e gerek?) .... ama.. yüklemi olsun sadece.. en başında.. tek başına.. öyle ki!.. ürksün.. ürkütsün.. Uyandırsın adanmış ruhları.. öyle ya!!.. korkusuzca kanatlandırsın.. öyle bir eylem ki.. harfler uçuşsun parmaklarımın ucunda.. dokunmak gibi.. sevmek gibi.. olmak gibi.. yazmak gibi..

Çarşamba, Ağustos 17, 2011

Bir varmış ...

>>>>İhtiyaç bir şey in yokluğundan oluşur.

Bir şeye ihtiyaç varsa orada o şey yoktur.

insanların duygusal ihtiyaçları, aslında ihtiyaç duydukları duygununda kendilerinde ki yokluğunu göstermez mi..?..

Mesela ;

Özel ilgi ve alaka ile sevgi ihtiyacı bulunan bir kişide,

Kendi ruh hallerinde bu duyguların eksikliğinde bahsedebilir miyiz?.. Bu duygulara ihtiyaç, bu kişilerde; yaşanmamış sindirilmemiş, bulunmamış olanın yokluğunu göstermez mi?

Ya da şöyle bir örnek versem; Kendi özsaygısı yüksek, rahat bir vicdanı bulunan bir insanın başkalarının kendisine saygı göstermesine ihtiyacı var mıdır?.. ?..

Sevgi ilgi ve duygusal bir yakınlık ile yetiştirilmiş bir insan, ne kadar bunları başkalarından talep edip bu konuda ihtiyaç gösterecektir?.. Daha ziyade kendi yaşadığı güzelliklerin benzerleri başkalarınca da yaşansın, hissedilsin diyerek paylaşarak başkalarına yaşatmak istemeyecek midir?.. Sevgi verilerek paylaşılarak çoğalan bir duygu ise.. Sevgi ihtiyacı varsa, aslında bunu söyleyenin özünde de olmadığını göstermez mi?..

İhtiyaç bir şeyin yokluğu ile beslenir...

Beklentileri herkes gibi -belirgin olmayan- Amaçsız ve mutsuz insanlar;

ihtiyaçlarını, yani kendi gerçekliklerini -yokluklarını- keşfedememiş insanlar olabilir mi?..

Acaba diyorum? ne dersiniz?

without person... Wine, sunshine, NEMRUD; time was the ramadan , Adiyaman , Turkey, 2007 ; © TOA

Pazar, Ağustos 14, 2011

Bir pazar...

>>>>Bugün günlerden Pazar.. sabah 08:00.. bir Cumartesi gecesi sonrası evimde tek başıma.. bir tatil sabahı.. uzun zamandır sanki bir tatil modundayım. Bekliyorum gibi sanki bir şeyi.. aslında yorgun da değilim.. deneyebilirim.. hadi sıkıldm diyelim.. hayatı sorgulamaktan.. dengeyi kurmaya çalışmaktan.. kaostan sıkıldım.. sıkıldım diyorum işte bu sessiz, uyuklayan ve miskin Pazar sabahı.. bugün günlerden Pazar tanrım ne kadar da çabuk.. elli iki pazardan sadece biri daha usul usul yelkovanın kollarına bırakıyor kendini.. hüzünlü ve yalnız.. dolu dolu geçen altı günün bir sağlaması daha..uzanırken.. yatağıma vuran ışıkların uyandırışı ile güne merhaba dedi sersem benlik... Sabah güneşinin halımın orasına burasına bıraktığı anlamsız geometrik şekillere bakıyorum yarı çıplak.. güneş güne hakim oldukça dikeliyor cesurca karşımda.. ve yakıcı ışık sanki yavaş yavaş yatağıma ulaşıp, sokuluyor usulca koynuma.. bezgince kaçışım gölgeden medet umarak.. güneş, akşam serinliğini kovalayıp, sarındığım pikeden ayırırken beni .. benliğim yatağın bir köşesinde kıstırılmış.. köşelere sığınmış yaşamaya düşünceli, ürkek bir ben....

BAKIRCILAR CARSISI, GaziAnTep , Turkey, 2011 ; © TOA

>>>>Bugün günlerden Pazar.. kuş cıvıltıları ve rüzgarın hışırtısı..ardında boş bir sessizlik.. kahve rengi, ağırlığı ve ciddiyeti ile odamı gölgelere bulamaya çalışan perdelerim, belki de anca şiştiğinden yol alamayan bir yelkenli.. durgun sulara demir atmış yatak odam.. uzun zamandır sığ sularda. ıssız bir koya sığınmış.. olmayan fırtınaların geçmesini bekler gibi.. hayallerimi fersahlara ulaştıran.. içinde kaybolup daldığım, nerde dalıp çıktığımı bilemediğim düşler gemisi.. sığınmış saklanmakta.. yatak odam.. yanına alır beni bazen yolculuklarından birine.. paylaşmak ne güzeldir.. bir süreliğine de olsa.. ne mi düşünüyorum?.. kalksam ve unutmak için yalnızlığımı, kaptırsam kendimi saldırgan ve azgın bir temizlik sevdasına.. unutturabilirim.. peki kaçabilir miyim ki? Belki de en güzeli dışarı atmak kendini tanıdığın ama, asla içinden geldiğince yanaşamadıklarının arasına.. sahte sohbetler ve kahkahaların göbeğine.. hep dışarı da aramak, dışarı bağlamak cevapları; bir kaçış mıdır?.. kaçış mıdır yabancılaşmak.. farklı olduğunu hissetmek ve benzeşmek zamanla.. ve bunun tersini ispatlamaya çalışır gibi benzer bir yalınlığın sakladığı tutsak bir kimliğine bürünmek...

>>>>Bu gün günlerden Pazar.. ve ben tek başıma sıkılıyorum.. bir ucuna büzüşüp, gölgelere sığındığım, çift kişilik yatağımın bir köşesinde bir başına…

Cumartesi, Temmuz 16, 2011

Cid-den

>>>>Gerek var mıydı? bilmem ama..! Osmanlıca sözlükten baktım, "cid" süslemeye layık boyun demekmişşş.. boyun mu!?.. nee ?!.. :)) halbu ki dedem hep derdi "boş başak dik durur" diye...
wiki nin fotosudur.

Cumartesi, Haziran 25, 2011

Denge bir şeydir..!?..

>>>>Aşk mı? Başlamadan bitti.. söndü.. söndürüldü.. zaten en başından beri, “olmaz”, “yapamazsın”, “zor”, “aman kaptırma kendini” telkinleri işlendi durdu beynime.. haydi! Dedim devam, aşk hayallerle beslenir, imkansızlıkları sever… ama ; olmadı.. “aşk ı hak edene ver”, yok efendim, “emek vermeli, uğraşmalı”.. her kafadan bir ses bir paylaşım..dinledim bende saygı ile, ta ki! O sesler bir uğultu, gürültü oluncaya kadar.. özel bir plan, kurgu yapmadan içimden geleni de yaptım.. içten bir şekilde duygularımı da birebir paylaştım.. ama olmadı..Aşk senkronize bir ruh hali.. Tek taraflı bir yere kadar oluyor.. ne genel bir saldırı yapma niyetindeyim ne de ağlanıp sızlanma.. faturayı bir yere çıkartıp, yok efendim kadın milleti erkek milleti demekte boş.. bahanelerle boş bir teselli.. hırsta etmediğim için baştan olmayabilir diyordum, en başında.. Çeşitlilik ve denklik.. bakış açısı ve algılayış farkı.. yansımalar ve yanılsamalar.. anlat da anlat.. derinlemesine girersem konulara sayfalar yetmez.. Az önce demiştim ama tipik mühendislik hastalığım; Kategorize etme eğilimim, yine iş başına geçti sanırım ...

GAPgenç Festivali, GaziAnTep , Turkey, 2011 ; © TOA

>>>>Ama şu konuyu açmak istiyorum.. “Sevgi emek ister” diyorlardı ya! ben o lafı çok mekanik bulmuşumdur.. Sevgi bişey istemez ya! O da neymiş..Ne kadar ilgi alaka açlığı ile dolu bir laftır bu.. bu nasıl bir kibirli hava ile ayrışma talebidir.. ” biri bana herkesten farklı bir alaka göstersin” çünkü; ben çok özelim.. bu mudur yani!..Sevdiğin zaman sanki emek sarf etmek için çaba mı sarf ediyorsun.. İçinden geliyor.. Tipik; tümdengelimci genelleyici mantık.. -A tipi seven insanların hareketleri-ni incele sonuçlara var..duygusal sorunlara mantıksal ilaçlar.. Kesin o lafı da benim gibi klasifikasyon saplantılı, genellemeci biri etmiş.. bir şeyi tek tipleştirip, haplaştırıp insanlara sunan zihniyet, bir kısma fayda sağlıyor belki ama tek bir merhem her yaraya iyi gelebilir mi?... tam tersine bazı konularda an, kişisel fark o kadar fazla ki; herkes için ayrı merhem gerekiyor.. kendimi bu konuda boyuna sorgulayıp değiştirmeye çalışıyorum.. Genelleme yapma! Deyip duruyorum kendime., değiştirilmesi zor bir tavır.. of bu da ayrı derin bir mevzu..

>>>>Ama öyle ama böyle, yaşandı bitti neticede.. Özünde kendi çıkarımım şu oldu: Aşk ve Sevgi; bir şeyi yapmayı, bir şekilde davranmayı değil, birşey olmayı gerektiriyor.. bir varoluş sorunu.. Niye şey diyorum çünkü, denge için kendimizi ne kadar şeffaf tanıdığımız, bakabildiğimiz.. belirsiz.. bir şey ..

Pazartesi, Mayıs 30, 2011

Aşk gerçek..!..

>>>>Geçmiş.. Aşk bir körlük hali ise varlığı ne kadar gerçek olabilir.. aslında hayalperestlerin en büyük belasıdır belki de, Aşk.. Birden bire kapılıverdiğimiz körolası Aşk..
>>>>Her ne kadar savunmasız yakalamsamda bu son seferinde.. ve debelensemde her seferinde, kaçırmak için düşüncelerimi o güzelin geleceği hayalinden.. Her hüzünlü tınıda yüreğime bir çizik daha salınıyor, kör bir kasaturanın kırık ucundan... kontrolüm-aslında gerek te yok ya!..- kayboluyor, son zamanlarda.. Unutmak çabasındayım, istemeden, düşüncesizce saplanmamak için o batağa.. Halbuki bu bir hissedebilme meselesi ve o an geliyor birdenbire.. Herkesi sorgularken biri çıkıyor karşına koşulsuz inandığın.. biri çıkıyor gözlerinin içi ışıl ışıl.. Anlamlar yükleniyor,kendini içine hapsettiğin hayatına..
>>>>Üniversite de iken, Hesse yi okuduğum çağlarda edindiğim bir prensip.. hala çekiyorum bu konuda tutarlı oluşumun cezasını..
Beynimizin iki bölgesi.. iki tema.. mantık ve duygu.. iki çakışan deger yargısı.. karar verici.. ah herşeyden öte bizi yönlendirenlerimiz.. siyah ve beyaz gibi çakışırlar çoğu kez içimizde.. Hissederek yaptığımız gençlik kararları, yerini tecrübe denen ve ardına sığındığımız mantıksal döngülere bırakır.. Hisseden bir canlıdan, mantıksal döngülerin içine kendini hapseden bir robota doğru aldığımız yeni oluşumun adına da çoğunlukla, olgunlaşma deriz... işte birileri diyordu, ben üniversite iken: "ey insan olgunlaşma denen oyunda mantık adına piyon olma.. Çünkü mantık öldürüyor hislerini.." İçinde kalan son kırıntı dahi olsa o sevimli çocuğu yaşatmaya çalış.. Bu gün o çocuğun sürüklediği bir adam oldum.. yüreğimin sesini ölene kadar öncelikli olarak dinleyeceğim.. Yoksa olgun biri değil miyim?.. olgun biri: kime ve de neye göre.. "hah!.. mantık önemsiz mi diyorsun..?.."... bazen evet!.. Aşk; işte bu hassas topuz, incelmiş boynumun üzerinde bir giyotin gibi salınıyor.. Dengemi kurmaya çalşıyorum hala.. Ama ya hislerim.. Hissedilen diyarın vahşi prensi; Aşk.. egemenliğini ne çabuk verdin ellerime..
>>>>işte böyle bir gün, o özel gün, yağmurun ertesi, güneşin aydınlattığı zaman, o an.. karşıma çıkıverdin.. ben hazırdım.. hissettim.. bilmiyordum onun sen olduğunu.. yıllardır seni beklediğimi.. yüreğimin gözü seçti seni.. aslına bakarsan kadere bile inanmazdım senden önce..
Evet! mantığından arınmış savunmasz bir salyangoz gibiydim karşında.. yavaş, azimli ama çok hassas.. şeffaf ama güçsüz.. mantık dengesini yitirmiş ama AŞIK...

Salı, Mayıs 17, 2011

Büyüdük biz!

>>>>Değişiyoruz hem fiziksel hem ruhsal..peki neden..?..geçenlerde sordu bir dost!..bir değişim gerekli aslında..öyle biliyoruz..ama ne için..?..

AnTep, Turkey, 2011 ; © TOA

>>>>Geçenlerde gördüm, sokağın ortasında bir kedi, yıpranmış.. kuyruğu kesilmiş.. tek gözü yaralı.. çirkin..dolanıyordu, kokuşmuş varillerin kenarında.. Zar zor dengede duruyordu, dibine bakarak pisliğin.. Bırakılmış..sahiplenilmemiş..Yaşama savaşında bir kedi.... Sokağın bilinmeyen kedisi.. O da vahşi kedilerden.. geeçen bir sergide gördüğüm Büyük kediler geliyor aklıma.. güzellikleri ile büyüleyen büyük kediler... Bengal kaplanları; doğal ortamlarında 16 yıl yaşarken, kapalı güvenli ortamlarında 20 yıl kadar yaşıyor.. Peki ya! insanlar..?!.. beton blokların güvenli ortamında uzatmıyor muyuz mu acaba yaşamlarımızı.. doğal ortamından uzaklaşmış insancıklar mıyız?.. Doğasından uzaklaştırılmış, o sokağın, beton bloklarına özgürce serpiştirilmiş tutsak ruhlar mıyız?.. Tüm bunların hepsi yaşamı uzatmak için mi..?.. Bu dünya da bulamadığımız huzuru ve talepleri de yaratmışız aslında, zamanla.. Sunulmuş sahte cennetleri, mitlerde ustaca serpiştirip..sahte oyunlarda perdeleyerek..yeryüzündeki çirkin hurilerin elinden servis etmiş mi birileri,vazgeçimişimizin ödüllerini.?.. Sonrasında mı?.. Kurallar çerçevesinde hırslarımız ile sarılmışız, kazanma denen o adi oyuna.. Bengal kaplanlarının kürkü için öldürmesini içine sindiremeyen bazılarımız var, Evet!.. Peki ya! kendi postumuzu ne çabukta serivermişiz, çıkarlarımızı doyuran o ayaklarının altına.. Yaşıyor ve değişiyor muyuz.. Evet..!.. Üstelik uzattıkta.. yaşıyor muyuz..?.. Hayatımız ne kadar doğasında?. bize mi ait? taleplerimiz.. Parça parça büyütüp sofrada ki hakkımızı, kaşıklara sığdıramayışımız geldikçe aklıma, lokmalarımızı..Soruyorum kendime..Değişiyor muyuz: Evet!.. Evet! Ama peki ne için..?!..

Perşembe, Ocak 27, 2011

yin yang

Dubrovnik, Crotia, 2010 ; © TOA

En büyük mutluluk, mutsuzlukların sonunda yaşanmaz mı?. Mutlulukta, kederin olduğu yerde vardır aslında.. Çünkü, her ikisi de hissedebilme ve hissettiklerinle yaşayabilme becerimizin ürünüdür.

Salı, Ocak 04, 2011

Black

Gece soğuk.. çıplak ayaklarım kumlarda .. salınıyor püskül püskül saçlarım sakallarıma karışarak.. Bir kadın, siyah pelerinine dolanmış.. çömelmiş köşesinde bir başına… uzaklarda.. gelip geçen beni gözlüyor tek gözü.. dolandığı kara çarşafların içinden parlıyor tek başına da olsa ayın minasında.. tozlu bezlerin o kara deliğinde.. başıma dolanan derinliğinde.. kara çarşafların içine dalan bakışlarım, bir kan yumağı bulur orada bazen.. içimizde biriktirdiğimiz, damarları belirgin ama durağan… yürek çöküntüsü.. dayanağım; elimde tuttuğum kemikler, uylukları avuçlarımda.. yol alıyorum ayın aydığı gecede.. adımlarım buz gibi bir kuma gömülerek , aşındırsa da tabanlarımı.. kısa ömürlü olsa da.. ulaşamaz bazen düşüncemiz, Timbuktu da ki bilinmeze bile.. Halbuki cam kırıkları ile dolu yolumuzda, yaralarımızı, toza bulanmış kanımızla harç edip, döşeriz aylakların ayalarına… yaşlanmak; hatalarımızı bandajlayarak kuşanmaktır ya yaralı benliğimize.. Ve her şeye rağmen çalmaktır bedenimizi ya yollara yeniden.. hatalarım.. yapmamam gerekenler.. ayıklanmış, öğrenen şu benliğim.. ah! bu benim benliğim.. içinden gelerek neleri yapmaması gerektiğini de öğrenmişti her seferinde.... Tecrübe denen maskeleri kuşanmış düzmece melaikeler; çömelmiş, eğrilip bükülüyordu bedenleri acı içinde… yırtınmış boğazları ile sanki arafın zirvesinden seslenerek.. hırıltılı.. gitme dedi bir kedi.. kapkaraydı.. kumlar taşladı tabanlarımı yeniden.. Üzerime binmiş ağırlığımdan öte, çöldü sanki gömen her bir adımımı çakarcasına yere.. büstünden bakınarak halime, kanatların açtı bir akbaba.. bir yel çarptı; sağ yanımdan yanağıma, efendimiz zamanın tellağı kum zerreciklerini.. yürüdükçe, tepelerin ardına sakladı kendini, güneşin geceye armağını hilal.. sonunda vardım içine, zifiri kaybetmiş sessiz bir dehlize..

Dubrovnik, 2010 ; © TOA

Ya olmak vardı paramparça ama içinden geldiğince ya da yok olmak yavaşça anlamların pençesinde, alelade..

Salı, Ekim 05, 2010

Değerler

>>>>Bu sabah her zaman ki gibi.. Belki biraz daha serin.. Olabildiğine alışıla gelmiş.. alışılagelmiş bir yolculuk: Hayat.. (toprak ana, gidiş-dönüş, Doğum ve Ölüm).. değiştirilemeyen güzergah... heyecan ya da hüznü barındırsa da içinde.. yolculuklar kendi başımıza.. hep tek başımıza.. Halbuki öyle vasat bir kahramandır ki Yolcu.. sabırlı bir düşü bekleyerek tüketir, tükenir..

the flowers of my Friends garden, London 2010 ; © TOA

>>>>Bu sabah dünün ve günün sorgusu aklımda.. Herhangi bir radyodan uğuldayan o gürültünün buğusunda.. Tutku ve acı... Yine giderken radyomda çalanlar.. içime kattığı her bir şey şu an kulaklarımda.. daldırıyorum ruhumu nostaljik bir havuzun gittikçe derinleşen dibine.. Üstüm başım sırılsıklam, çamurlu.. bulaşık..

Dean Art galery garden mother and son Edinburgh, 2010 ; © TOA

>>>>Flamenko.. aşkın ve hüznün müziği.. dinliyorum yine bu sabah... dinliyorum; süzülürken binaların arasından güneş.. Işıldayarak.... Işıklara varınca.. gördüm sanki.. önümden usulca geçen.. sonrasında ise bekleyen o kadını... Işıltısı sönmüş.. -miş li zamanlarda belki ne güzel ve de güçlüydü görünümü..... sanki dayanamamış yıllara.. geçkin yaşı.. Ölgün gözleri.. süzgün bakışları.. sorguluyor ve arıyor.. Umutları...... Eğik bükük duruyordu dikilmeye çalışıp bakınarak.. Görüyordu.. Son model ihtiraslarını siyah camların ardına saklamışları.. saklanmışları.. bakınırken camlarda ki kendi yansımasına.. hüzünleniyor ve duraksıyor.. Mücadele ediyordu sanki kendi ile..... dilemek veya dilenmek.. kaldırımda yürüyen normal biri gibi iken.. neden bu değişim..... bir merak sarmalıyor tüm duyularımı.. aralıyorum penceremi.. anlamlı birkaç sözcük yakalamak istercesine; sallıyorum misinamı, parıltılı sokakların kokuşmuş bataklıklarına.. sağ elini açıp arabanın birine yaklaşmak için tekrar bükülüyor bedeni.. deniyor ama olmuyor.. Yıllarını iki ayağı üzerinde geçiren o kadın... sonunda duraksadı titreyerek.. sendeleyerek sarsıldı.. boşaldı gözleri.. süzüldü suskun yutkunmuşluklar dudaklarından.. avuç avuç çaresizlikler ile acılar yumruk olmuş sımsıkı göğsüne kapanıp, kolları boşluğa sımsıkı sarıldı... Işıklarda ki bu karanlık sahneyi gören ihtiras sahipleri, bilemediler hiçbir zaman.. bilemediler; ışıkların direklerine yaslanıp hıçkırıklara boğulmuş o kadının gerçeğini.. günün oyunu oynanıyordu sanki şehrin en lüks semti İbrahimlinin o karanlık kavşağında.. Aydınlık o günün en popüler trajik oyunu; ışıklarının yeşile dönmesi ile kapattı perdelerini.. koltuklarına kurulu ürkek seyirci asıldı topuklarından güç alarak pedalına.. son sürat attılar kendilerini dışarı.. kaçarcasına... orada bırakıp gerçeği, yapayalnız, kendi rutinlerinde mutlu bilgisizliklerini sürdürüp, uzak kaldılar kendilerinden..(yırtık pırtık giysilere bürünmüş bizden farklı görünümlü bir olsa idi daha mı rahatlardık bilemem ama).. zembereği boşalmışsa da sonrasında.. kuruldu yeniden sanki.. kurulmuş o yolculuklarımızın oyuncak dünyasının birinde daha.. dev araçlarımız ile yolların azgın sularına bıraktık kendimizi.. yeniden.. bu sabah lalettayin, içimizden, ama herhangi bir kadının gözlerinde, uzun zaman sonra ilk kez çaresizlik ve umutsuzluğu yeniden gördüm..

Linlithgow Caslte Edinburgh, Scotland 2010 ; © TOA

>>>>Eşitliğin iki ucunda herhangi birinden hiçbir zaman vazgeçemediğimiz iki gerçek var.. değerler ve ihtiyaçlar.. kendimizin neresinde olduğunu bilemediğimiz ters orantılı bu denklemde iki bilinmeyen...

Perşembe, Temmuz 15, 2010

Fatso yu Sevmek

>>>>Fatso; tellerin ardına hapsolmuş yıllarca.. O meşhur bir avcı aslında.. Doğasında öldürmek varmış.. Katil Fatso yu bende bir gazetenin son sayfa haberinde tanımıştım..

Brighton Beach, 2009 ; © TOA

>>>>Bir adam, sıkılmış.. Dertlerini dağıtmak için sokulmuş kalender bir barın en ücra köşesine.. Sıra sıra sıralıyor kadehlerin boşlarını önüne... -Bir adam neden içer ki tek başına..-.... belki yeni uzaklaşmış.. Uzak kalmak istemiş.. henüz geçmiş.. çok taze duygular.. Bitkin ve kaybetmiş bir ruh..... hüzün bu, durduramaz hıçkırıklarını yalnızsan.. yudum yudum alkol, boğazına düğümler sözcüklerini.. bir tek, tek adamı yıkar kaybetmek.. ister Tek adam.. varlığını kaybettirmek, yokluğunu çoğaltmak.. unutturabilmek.. unutturulabilir mi?.. kalabalıkların arasında kaybolabilir mi yalnızlığımız?.. belki bu nedenle uzanıyor tanımadığı, her bir dibine sokulmuş uzak insana...... kaçırınca.. evet kaçırınca, kaçırttrırız bazen.. omzumuza çöreklenmişleri.. bizi her daim gözleyen o gardiyanları.. Ki! o zaman, e-bilemeyiz.. dokunamayız.. öpüşemeyiz.. hapsolur kısırlığımız, günah duvarları arasına.. Evet kaçırınca, sınırları yoktur benliğimizin..... işte o an.. aşılınca duvar.. Atıldı insan insanların içinden.. dışarı.. kendi içine, kendi gerçekliğini özgürce öğrenmeye...

Brighton Beach's sea gull, 2009 ; © TOA

>>>>Yollara düştü insan.. Nedense?.. yol aldı kendi kurtarılmışlığından başka esaretlere, üzülerek.. Dikenli telleri aşıp, katil Fatso nun yanına kadar gitti, savunmasız... Sevebilirdi her şeyi ya!.. Fatso yu bile..

Brighton Beach's sea gulls, 2009 ; © TOA

>>>>Fatso bir tuzlu su timsahı.. 5 mt uzunluğundaki, bir ton ağırlığında bir timsah.. dünyada ki en iyi avcı olarak gösteriliyor türü.. Köpek balığını bile avladığı gözlenmiş.. Yalnız ve içkili bir adam sarılıp ona.. oturunca üzerine.. Fatso tek adamı ayaklarında ısırıp bırakmış.. Uzmanlar sağ çıkmasına bile mucize diyorlar.. Doğa ve sınırlar.. Denge; karşılık beklemez.... diğer kefesi boşsa terazinin göstermez ya! gerçeği.. ama bir parçanızı alır koyabilirseniz öteki kefeye.. gerçekten bir bütünün içinde yer alırsınız.. denge oluşur kendiliğinden....... Bu haberi okuduğumda sınırlarımızın içinde, neden bulamadığımızı o sevgiyi bir kez daha algıladım.. Sonuçlara üzülmüyorum.. Çünkü doğama uygun hareket etmemin karşılığını beklemiyorum.. Bu sayede gerçekten sevebiliyorum..

Brighton Beach's sea gull -II, 2009 ; © TOA

Cumartesi, Haziran 05, 2010

Radikal Yolculuk

>>>>Yoğun bir hafta idi.. Akşam saati.. Eflatun bir şala dolamış boynunu masmavi gökyüzü.. Gerçeklerden uzaklaşmak.. istemezdi yazmamı bu şekilde eski bir sevgili ya!...... ne kadar istemese de gerçek dışı bir yazı yazmamı eski sevgilim.. şimdi o da gerçek dışı ve geçmişe dair..

>>>>Açılmak istedim yine.. eski günler eskidendi.. karanlığa gömülürken biten gün.. umutlar kapalı kapıların ardına saklanır, sabahı bekler gibi.... Ürkerek sürgülü kapının deliğinden bakanlar.. bekleyenler..

Kavaklık Parkı Gaziantep, 2010 ; © TOA

O gün;

>>>>Ailecek doluşmuşuz arabaya.. Aile saadeti, sukünet.. Sessizlik.. Durağan ve yavaşlatılmış o birlikteliğin bünyemde yarattığı, içine sığmazlık.. Pedala dayanmak isterdim ama..... köküne kadar...... --Kökünden sökmeden bir sarmaşığı, dolanır ya istemediğin her bir yere.. boğazına dolanır gibi..-- Sessiz idik, gece hakimiyet kurarken optimist o edaya.. yavaş yavaş seyrediyoruz işte!.. karamsar da değilim.. hatta nasılda atılganım.. içimde bir fırtına.. bu durumu değiştirmek.. değişimi başlatmak.. isterdim.. en başından, en başında benden... gözümün görebildiği virajlara dalıyorum hızla.. kulağıma uzanan.. bilincimi sıyırttırıp geçen.. uçuşan sözcüklerden kaçarcasına.. her bir küçümseme aslında bir yarayı kanırttırmak içindir bedeninde.. öldürmez ama yaralarsın, vicdanına su serperek.. her bir küçümseme, kendi benliğinden bir geçmişi çıkarır tavan arasındaki küflü sandıktan.. komplekslerimiz.. sözcükler bazen nasılda tarumar eder, aşağılar.. sözcükler şiddetle çalınıyor kulağıma.. hedefine kilitlenmiş bir bomba gibi yıkıcı.. sözcükler düştüğü yerin ardını, yeniden yapılanmasını düşünmeden.. atılıyor ortaya karışık fütursuzca.. sözcükler; bir “beni” yok ederek, bir başka “ben” i oldurmaya yönelik.. neden mi?.. farklılığa karşı geçmişten geleni devam ettirmek istercesine belki..

Kavaklık Parkı Gaziantep, 2010; © TOA

>>>>Güliver sahilde uzanarak uykuya dalmış cüceler ülkesinde..her şeye gücü var.. uzanmış sahile, düşlüyor işte.. ardından iplerle çekiştiriyorlar.. ayaklarını bağlamışlar.. uyarıyorlar devler ülkesinde kendini nasılda çaresiz minicik hissedeceğini söyleyerek.. Cücenin gözünden bir devden rahatsızlığın nasıl olduğunu belirterek.. “gitme” demenin samimiyetsizliği ile.. Halat halat korkuları salıyorlar onun üzerine.. O düşlerken.. kendi limanlarına demirlemek için o heyecanı.. Devler ülkesinde bir cüce ya da cüceler ülkesinde bir dev olmak kim bilebilir yaşamadan.. Belki de ne gerek var!.. kendi gerçeğini yaşayabilecek kadar cesursan..

Kavaklık Parkı Gaziantep, 2010; © TOA

>>>>Sessizdik... Yalnızca; hız kontrolünü bir polis edasıyla yapan babamın kontrolünde yol alıyorduk hala.. Yavaş yavaş...

“Uzunlarını yakma karşından gelenlere”

uzunları yakmamalıyız, evet!.. Uzakları görebilmek, mesafeleri kısaltır çünkü.. Çünkü alternatif güzergahı olmayanlar için yol bitmemelidir.. Evet!. yollar elbette çukurlarla doludur.. Kısaları yakarsan, yavaşlamalısın çukura sokmamak için arabanı.. Ya da uzunları yakarsın sana karşı olanlara inat!.. Aslında aracımızı geceleri daha çok çukurlara daldırmamızın nedeni de bir görme kusuru değil midir?.. (Soyut konulara dalma diyen ah o eskiler!..) Yolları bir kaçış hevesi ya da bir araç(enstrüman) olarak görenler.. Hayatında aslında doğum ile ölüm arasında alınan bir yol olduğunu kabul etmek istemezler.. Bir sonu kabul edemez çoğu insan.. yol hep devam etmelidir ya!.. fasit bir çemberin için dolansa da.. diriliş efsanaleri ve sonrası hep vardır.. Çünkü; umutları yeşertir gidebilmek, yapabilmek.. Peki ya gidemeyenler.. Kontrolü başkasına verip, sonra uzaktan eleştirenler.. Yolu bitirmek istemez bazıları, çünkü varmak yüzleşmektir.. Başarı da olayın sonuna geldiğimizi bize unutturan bir morfin gibidir ya!.... Eğer yeni yollar hep varsa hayatında başarıların o kadar önemi de olmayacaktır belki... Bazıları hızla, koşturarak gider ölüme.. köklercesine hayatı.. bazıları ise ne kadar yavaş giderse o kadar çok içinde yaşadım sanır hayatın..

>>>>Arabaya doluşmuşuz Ailecek.. Köküne kadar abanıp hayatın pedalına, radikal değişimlere gebe kalmak isterdim ya!... Nafile..

Pazar, Ocak 10, 2010

Borcum var...

>>>>Günler geçiyor..Tüketmek,Tükenmek..Hep bir şeyler katmak, çoğalmak fikri..uzaklaşıyorum bu fikrimden yavaş yavaş..Bir mail geldi bugün..Hep aklımda olan bir düşünce..bir konu...Hep blog uma yazmak istediğim ama bir türlü zaman ayıramadığım bir fikri, birileri slayt a dönüştürmüş...Sevgili bir e-zat...yazmak isteğimin güdüleyicisi oldu; küçük bir örtüşme..bende düşünmüştüm demek, her ne kadar samimi gözükmese de..Tereddüt etsem de..kendi gerçekliğimden yegane sorumlu kişi olarak, yazmaya karar veriyorum yine....

Cezaevinde adanan umutlar, Diyarbakır, 2009 ; © TOA

>>>>Ben aşk çocuğuyum aslında.. Baharın arzulu çığlıkları, yeniden dirilişin ve yenilenmenin heyecanı, bir mart akşamı karışmış tohumlarıma..Güvenli bir ortamda çoğaldım, büyüdüm herkes gibi..Bilinmez ama huzurlu, karanlık ama güvenli....Tüm olumlu şartlara rağmen bende hissederek, uzaklaşarak başladım hayata...Algılayabildiğim ve yorumlayabildiğim yaşantımın ötesinde, büyük bir ayrılık ve güven kaybetme tecrübesi yaşadım herkes gibi..herkes gibi..Herkeste olan bir şeyi vurgulamak, ne yarar sağlar ki! Demese miydim?.. Hepimizin geçimişinde ortak olan bir tecrübe yi yaşamış olmamın bana ne faydası olabilir ki?!..Hayatı katlanılmaz olarak düşünenlere bunu aktarmak bence çok anlamlı...ortak bir acıyı paylaşmakta bir o kadar manidar benim için.....işte herkes gibi doğmuşum bende; belki biraz daha toplu ve sağlıklı.........sonra tipik bir ilgi, alaka...üstüme titremeler, sevgi dolu geçen yıllar.. ilk sözcüklerimi üretinceye kadar geçen süre de; malum hikayem de herkes gibidir eminim....Hani; “almadan vermek tanrıya mahsus” derler ya!..bende herkes gibi hiç vermeden hep aldım yıllarca...yıllar sonra duyduğumda tanrı ya dair bu tür inançları, hiç anlam veremedim..Acılara dayanma panzehirini doğuştan aldığımız bir tecrübe ile başlamıştık halbuki herkes gibi....çok çektim tecrübesizliğimin vücüdumda bıraktığı yaralardan..Aşklarımın yüreğime sapladıklardan..geri çekilmedim yine de..en başından beri ben hep merakla uzanmıştım ya! dostlarıma.. -dostlarıma diyorum; çünkü düşmanım kimdi ki veya neydi..?.. yoktu ki!..-....korkmuyordum....Cesur ve delikanlı gözükmesemde; korkmadım insanlardan, karanlıktan ve yalnız kalmaktan... konuşulanların hep ilk anlamı vardı kafamda.... yaklaştığım gibi de tepkiler aldım.. şanslı mıydım?.. degildim aslında.. Sadece şansızlıklarımı abartacak kadar vaktim yoktu.. aslında neyi ararsam o cevaplarda beni buluyordu.. Aldatılarak, aldatılmamayı öğreniyordum.. Mutlu olabilmek için mutlu edebilmek gerektiğini yaşayarak görüyordum.. -daha önce de demiştim..Hala arkasındayım o fikrimin..-..

Uzanan çocuklar, Mardin, 2009 ; © TOA

>>>>Mutlu olabilmek bile o kadar zor değildi aslında...... Mesele güneşin tenime sıcak temasının ve yeni kesilmiş çimlerin buram buram bıraktığı o hoş kokunun yarattığı heyecanı hala duyumsayabilmemde idi.... Hala içimde o koku, bir heyecan uyandırır ve küçük tebessüm kondurur yanaklarıma.. Hatırlarım koşuşumu çimlerde.. Alaca basarken akşama, uzanırdım yorulunca, çimlere.. En konforlu yatağın yumuşaklığında yaşadım yorgun ve huzurlu uzanışımı.. Serinliği ürpertince gecenin, yıldızlı bataniyeye sarınarak, başucumda yakardım dolunayı.. Aydınlatırdı hayallerimi geceye inat.. Bir bedel ödemek zorunda kalmadım, çünkü yoktu.. Yaşayabilmem yeterdi, hissetmek için..kurallar yada kurumlar değildi aslında özgürlüğümü kısıtlayan.. En çok hayallerimi, gerçekliğimi kaybetmemdi beni kapıların ardına tıkalayan... Aslında o kadar guzel yaşadım ve yaşıyorum ki!..... Büyü-ME denen oyunda hala mızıkçılık yaparak son ebe olmaya çalışıyorum... Saklanıyorum.. Bazen pikniklerde ip atlarken bazende elimde uçurtma çimlerde koşarken.. Tatlı yakalanmalara kurban olsa ve ayyuka çıksada gizlediklerim.. saklıyorum, saklanıyorum içimde.... Her istediğim olmasa da keyif alıyorum hayatımdan.. Tek bir sebebe bağlayamam.. Ne işimden, ne yerimden ötürü; gayet memnunum hayatımdan.. Tüm istediklerim olmadı diyorum ama, aslında o kadar çok şey aldım ki!.. Tanıdıklarımdan veya kurumlardan da başka, çok başka yerlerden..Çok şey kattılar bana..Nasıl geri ödeyeceğimi bilemiyorum.. Sıkıntım bu.. Ödemekten çok keyif aldığım hiç bitmeyen bir iyilik borcum var; öznesi belli olmayan bu Dünya ya....

Salı, Ekim 06, 2009

Körebe...

>>>>Ev de geçirdim bütün bir günü...içinde..içimde, ruhumu çağıran bir şeyler var..gördüm yine..Penceremin açık kalan..o ucundan, o küçücük köşesinden..uzanıyor ellerim, beni karanlığa gömen, Anadolu nun motiflerle bezenmiş geçmişine..tutunuyorum o bez parçasına..nasılsa misafirim bu şehirde..gitti gidecek, bitecek bu geçmişim....bakınıp gidişine, kucakladım onu sevgiyle..ışıldadı gözlerim..gövdeme sıkışmış atışlarım.. dışarıya çıkarmak istiyorum..çıkarmak istiyorum sınırlarımdan.. onu yakalamak.. eskiden olduğu gibi.. onu bahtsız kaderinden kurtaramadan........ kızılına bürümüş.. Sokaklar.. evine kaçışan; gencecik, ürkek bedenler.. Soluk bir gökyüzü.. bastırılmış o karanlık.. maviye bulanmış bir fırça darbesiyle, geceyi seriyor üzerimize.. gidiyorum.. pedalı dibinde, son sürat.. sağıma almışım yeşilleri.. meşeler.. henüz soldurmadan sonbahar, nasılda mağrur.. işte! dolunay da göründü.... tüm güzelliği ile önümde.. Kesikli beyaz çizgileri kaydırıyorum altımdan.. kurumuş solgun bir yaprak.. çınar yaprağı.. kuş misali süzülerek, meydan okuyor gidişime.. camıma yapışıyor var gücüyle.. üzerimde gezinerek , bırakıyor beni kendi halime.......

Hasankeyif, Batman, 2009 ; © TOA

>>>>Dolunay en güzel yansımasıdır; karanlıkta sakladığımız her bir şeyin..Dolduranay bir anlam katar.. karanlığından korktuğumuz “gecenin bile sevilebilecek bir yanı vardır” der adeta.. Onun ışığına güvenir, başımızı çıkarırız deliğinden.. geceye.. ürkek ama meraklı.. karanlık ve korku çölünde bir vahadır; dolunay... Onda; bir şeyin yokluğunu anlatan, bir değer olmanın hüznü vardır.. Ben; dolunayın yüzünde, kızgın ve ağlayan bir kadın yüzü görürüm.. herkes kendine dair birini görür bence, onun yansıttığı aydınlık gecede.. Dolunay ayrıca bir yansımasıdır, onun yokluğunun.. Anlamının içinde bile onu taşırcasına..

Hasankeyif 2, Batman, 2009; © TOA

>>>>Güneş.... hayatımızın enerjisi.. hayatımızın temel taşı; tıpkı..!....... nasıl aydınlanır insan.. nasılda karşılıksızdır paylaşılan.. sonsuza kadar.. onun gözünün içine dahi bakamasak ta.. o her seferinde nasıl kucaklar bizi doğrudan.. sımsıcak..... cevapsız gidişine.. ondan uzak kalışımızı.. nasılda sorgulayamayız artık!.. nasılda bir parçasıyızdır... ne eksik kalan ne de içinden.. onunla tamamlanır anlam.. bütüne ulaşmak istercesine...... aslında unuturuz.. yok bile sayabiliriz, nasılsa hep orada diye.. Karanlık olmasa ne anlamı vardır aydınlığın.. Yine de bilir korkularımızı.. yokluğunda yansıması ile görünür düşlerimize.. bizde onun karşılıksız bu verişinde, yansımasını görürüz benliğimizin...... Kayıtsızlığımızı.....sorgularız!.. nedenlerimiz vardır elbet..... O karanlıkların içine gömülürken.. aldanırız.. unuturuz gidişini, dalarız onun güzelliğine.. gerçekdışı korkularımızın gölgesinde....... düşünmemek en güzelidir belki de.. savunmalarımızı örmemek için aramıza.. bilmemek en güzelidir belki de.. bilmeyenlere..... bilmeyenlere; güneşin yansıması bir tesellidir... halbuki çoğumuzda bilmeyiz ya!........ Bilmeyiz; düşünmeden, korkusuzca gövdemizi çıplaklığı ile açtıktan sonra.. gözümüzün içine, içimizdeki gerçek anlamları yerleştirdikçe.. karşılıksız sevebildikçe .....!. ne kolaydır sevilebilmek..... kaçarız... kabullenemeyiz korkularımızı.. korkunun üzerine gitmek korkmadığını göstermez ki!..... gerçeği yaşamak, olacakları düşünmemek ve olabilmek.. içten ve sade... sevebilmek; güneşe doğrudan bakabilmek gibidir.. Hayatı gerçekçi yaşayabilmek ve sevebilmek bir cesaret işidir....!...

Pazartesi, Haziran 15, 2009

Fayda

>>>>Geçen haftasonu Istanbul daydım..özledikleri ve gözledikleri arasında bocalayan biriydim istanbulda ben..Barbaros parkında boğaza nazır oturup, kuşların arasında elimdeki dergiyi okurken sorguladım durdum..yerimi ve varlığımı..

Süryani Düğünü 1, Adıyaman, 2009 ; © TOA

>>>>Öğrencilik yıllarım..Universiteye yeni başlamış toy bir gencim..heyecanla ve gönlümce yaşadıklarım..İçinde bulunduğum tüm koşulları zaman içerisinde aşabilen ben, çok rahatta adapte olurdum şartlara..Ucundan yakalamak var ya hayatı tam elinden çıkıp gidiyor derken..ve sarılmak uzun zamandır kaybedilmiş bir değeri bulmuşcasına..İnsanlara kattığım kadar mutlu idim..Vermenin değerini en çok kaybetmeye başladığım o anlarda öğrenmiştim..Ne vardı ki zaten elimde....Değerler, sevgim ya da güvendiklerim..verdiklerim..insanca ve karşılık beklemeksizin..

Süryani Düğünü 2, Adıyaman, 2009 ; © TOA

>>>>Yoğun bir günün gecesi yatağımda uyumaya çalışıyordum..çalışıyordum..herzaman ki gibi kalabalıktı evimiz.. Zaten beş kişi kalırdık o evde.. Birde kız arkadaşlarımız, gürültü ve curcuna....Gece sıkıcı geçmiş olsa gerek, tepeme dikildiler.. kalk ne uyuyorsun türünden tacizler başlamıştı çoktan.."Canımız sıkıldı ne yapsak" diyorlardı boyuna..Sırtımı yatağın içinde bezgin bi şekilde arkadaşlarıma döndükçe..

Süryani Düğünü 2, Adıyaman, 2009 ; © TOA

>>>>Universite de Evden sıkça dışarı çıkar, dolanırdık..O zamanlar ne internet ne cep telefonları var.. Sohbetlerimiz daha bir candan ve içtendi sanki...Cumhuriyet caddesinde -ki biz ona mecburiyet caddesi de derdik- gezerdik arkadaşlarımızla..... Cadde şık ve göz alıcı mağazalarla doluydu..Tüm o mağazaların arasında ufak bir büfe dikkatimi çekerdi hep.. Camları öyle kirli ve dergi düzeni o kadar bozuktu ki!.. Camlar; arkasında ki dergilerin yazıları okunamayacak derecede çamurlu idi... o büfenin önünden her geçişimde, o büfeyi ne kadar daha iyi işletebileceğimi düşünüp dururdum..

Süryani Düğünü 2, Adıyaman, 2009 ; © TOA

>>>>Yatağımda üzerime arkadaşlarım çıkmış, tepinip, beni itip kakarken, "haydi ne yapalım canımız sıkıldı '...........' uyuma da bişeyler düşün" derlerken.. aklıma geldi, o büfe.. Durumu anlattım.. Ve neden o adamın dükkanına gidip pencerelerini temizlemiyoruz? diye sordum... Mevsimlerden kıştı ve dışarıda kar yağıyordu.. O an için canı sıkılan ve dışarı çıkmak için belki de bahaneler arayan arkadaşlarım bu fikre öyle sıkı sarıldılar ki.. Hemen evin içinde eski gazeteleri toplamaya ve cam sil ve çekçek leri ayarlamaya koyulmuşlardı.. Pijamalarımızın üzerine giydiğimiz parkalarımız ve temizlik malzemeleri ile çok geçmeden sokaklarda yürüyorduk.. Lapa lapa yağan karın altında.. Büfenin önüne geldiğimizde, yanımızda yavaşlayan ve bizi gözetleyen ekip arabasını atlattıktan sonra iş e koyulduk.. Uzaktan bizi izleyen arkadaşlarımız karların üzerinde yuvarlanıyorladı, gülerek.. Gecenin 4 ünde büfenin bütün camlarını ve alüminyum çerçevelerini tertemiz yapmıştık.. Tabi ki sabahta ilk işimiz, dükkanı açan sahibini, memnuniyetini görmeye gitmek olmalıydı.. Uyandırdım herkesi.. Açıkçası daha önce büfenin sahibini hiç görmemiştim.. Gittiğimizde çoktan açılmıştı büfe... İçeride yaşlı, kirli sakallı bir adam oturuyordu.. Süzgün, durgun ve mutsuz görünüyordu.. Dayanamadım, büfeye daldım.. bişeyler almak için.. O an büfenin içindeki alkolün kokusu burnumun direğini kırdı geçirdi.. Sonradan öğrendim; alkolik o adamın, dükkanında gizlice içki içtiğini.....

Perşembe, Nisan 09, 2009

Sağlama

>>>>Her gün genellikle aynı yoldan gidiyorum işime.. iş bir metronomun cubuk sarkacının ucunda salınan beni, götürüp getiriyor aynı tempoda... yolda.. aynı yerde açıp dinlediğim o, "Don’tGo" şarkısı... bilerek alınan yol.. yadsımak.. düşündüm de bilipte yapamamak, yapıpta neden yaptığını bilmemekten daha kötüdür.. böyle bir düşüncedir bazen ayaklandıran duyguları..

Tepeköy Kedileri-3 , Gökçeada, 2008 ; © TOA

>>>>Orada; Bir kadın kıvraklığında sarmalanır düş, düşüncenizin üretildiği her bir hücrenize.. Aslında hep yalnızdır insan.. tek başınadır.. Yaşamaksa Tutku ve ter içinde olmalıdır da!....... Tekrarlanan o yolculuksa bir düş ya da içine sürüklendiğimiz ıssız bir mağara.... Aracımın içinde her sabah.. o kaybolduğum mağaranın içinde.. Camlarda ki damlalar, izlerini bırakırken yüreğime yağmurun.. yaralar açarak süzülürken yollarda.. Arabamın, o cam fanusun, dışındakine dalarım.... her sabah ki gibi.. Değişim; önce sorgulayarak başlar ya!.. Aslında; Her sabah kendimle baş başa kaldığım o yolculuk, bir hakediş.. bir sağlamasıdır hayatımın..

Sufle

>>>>Nasılda geçmiş zaman..Nasılda yığılmış içime..toparlanmayı bekleyen huysuz bir kadının evi gibi.. bakınıyorum uzaklardan sokulup yardımcı olmaya çekinircesine...Yığıntıların arasında bunalmış bir anlatıcı..Sevimli bir hikayenin ya da bir filmin arka sesinde..fısıltısında.. mırıldanarak...

Tepeköy Kedileri-1 , Gökçeada, 2008 ; © TOA

>>>>Fırsat bilmistim bozulan ayarlarımı..bağlanamayan hantal masaüstümü.. düzeltmedim arızasını.. fırsat bildim, dışarıyı benden uzak kılan sanal bağ arızalarımı... Bilgisayarının dibine ilişkilendirilmiş, dışsal özentili sosyapat ı uzaklaştırmak istedim oradan.... anladım sonunda, korkularımın nelere sarıldığını.. kaçışımı.. anladım 4 köşe ve bir düzleme sığdırılmaya çalışılanı...modern hayatın karagöz sahnesinden aklımıza istemsizce süzülen gereksizlikleri...uzak kalmak istedim..sunulan basitliği köşesinde yalnız bırakarak..

Tepeköy Kedileri-2 , Gökçeada, 2008 ; © TOA

>>>>Anlatacaklarını dimağına dolduran uslanmaz bir anlatıcı olmalıydım..süzülmeliydi kelimeler yaşadıklarımın dikleşmiş keskin kayalarının üzerinde ki yemyeşil yosunların üzerinden süzülen kar suyu gibi...yaşanmış..arınmış....damıtılarak ulaşmalıydı sözcükler....köpüklü sulara dalan çılgın kadınlar kadar saf ve duru... içten ve heyecanla..Yalın hikayelerin köşesinden yeniden seslenmeli biri..izleyerek..bir suflör gibi..

Pazar, Mart 08, 2009

Issızlık ve ...

>>>>Sabah yatağımda uzanıyorum.. Sisli ve karamsar bir gün.. loş bir sabah..... Akşamdan kalma içkili ve yorgun bedenim dolanıyor dört bir yanına yorganımın.. Güneşin soluk nefesi dokunuyor.. dokunuyor parmaklarım yapışık perdelerini henüz açamamış düşlerime.. aklımda bir kadın..geçmiş günlerde o zamanlar ilk kez görüşmeye gittiğim.. hoş bir kadın..

Ürkek Merak , Kaz dağları, 2008 ; © TOA

>>>>Yine aynı gün... Bugün... Yetişmeye çalışıyorum koşturarak.. Kadıköy de.. Hani şu durakların, Haldun Taner sahnesinin olduğu yerlerdeyim.. Yine günlerden Pazar.. Kim bilir kaç yıl önce.. İşte! onu görmeye gidiyorum, Beşiktaş a.. Heyecanla.... Erken saatler, Kadıköy ün ıssızlığı.. Sakinliği.. Kalabalıklardan arındırılmış bir boşluk......... Yalnızlığından, gizlenmişliğinden arınmıştır terkedilmiş diyarlarda insan.. O boşluk; aslı kalabalık, boşaltılmış diyarlarda çırılçıplak hissetmek gibidir.. Davranışlarının ve görünümünün anlamını birden yitirmesi gibidir; ıssız bir yerde kalmak.. Gerekliliklerini, içine kapatıldığın şekilciliğini, daha net sorgular insan... Yaptıklarımızın yüzde kaçı başkalarının etkileri ile şekilleniyor?.. kim bilir!.. Hep bildiğin kalabalıkların içinde kaybolduğun bir yeri, boş ve ıssız görmek ayrı bir heyecan.. Arındırılmış ve senin keşfine sunulmuş gibidir dünya; o an.. Geceleri bomboş sokaklarda, ıslık çalarak yürümek gibi.. belki de ürkütücü olmayan garip bir heyecanı içinde yeşertmek..yeniden büyütmek..bu yüzden..özgür gibi hissedersin, kimselerin bilmediğini düşünerek..O zaman görebilir ancak bir insan.. kim için, kimler için değiştiğini.. aynada ki gerçek yansımasını.. Dedim ya! ayrı bir çıplaklık halidir; ıssızlık.. Beklemediğim bir anda ıssızlığın ortasında tek başınaydım işte.. Şaşkın ve heyecanlı....

Medeniyetin beşiğinde kadın olmak-1, Assos , 2008 ; © TOA

>>>>Tüm yollar kapatılmıştı.. Bariyerlerin yanından sıyrılarak daldım boş sokaklara...aklımda sevgilim..geçireceğim günün özlemi..yağmurlu o havaya rağmen keyifliyim.. Çizgilerden adımlarımı uzaklaştırmadan yürüyorum yolun göbeğinden (aslında geceleri de severim bomboş caddeleri, ortasından boylu boyunca kat etmeyi)..... Sevgilimin özgürce, yanımda istediğini diyebildiği, yapabildiği ve sanki bir ıssız ada olan yolun ortasında öpüştüğümüzü düşündüm.. İstediğimiz tutkuyu yakalayabilecek çıplaklığımızı ve özgürlüğümüzü düşledim.. insanların, görüşlerinin üzerimize binmediği, keyifli o boşluğu düşledim... kendindenliği ve içtenliği....... O ada yı yaratabilir miydi ki!.. kalabalıkların içinde kaybolmuş insanlık......... birden.....pusların içinde bir kalabalık gördüm; o sevgiliyi düşlerken.. bir gürültü koptu sonrasında... bağrışmalar.. ellerinde kırmızı bayraklar.. boyunlarında fularlar.. bir eylem bir gösteri !.... düş bitmişti.. Caddeyi boşalttım kalabalıkların doldurması için..

Medeniyetin beşiğinde kadın olmak-2, Assos , 2008 ; © TOA

>>>>
Çoğunluğu, ön safları doldurmuş erkeklerin oluşturduğu, bir grup geliyordu “Kadınlar günü” nü kutlamak için.. Nereye ulaşmak istediklerini bilmeyenlere, istediğim kadına ulaşmak için; bırakarak ayrıldım o ada dan.. Haklarını erkeklerin aradığı, edilgen bir kadın toplumunun sorunlarının neden çözülemediğini ve belki de daha bir çok şeyi ben ilk kez o gün anladım..

Çarşamba, Aralık 17, 2008

Uzak Kuşlara

>>>>İstanbul a dolaşmıştım.. Asmalı mescit te günün yorgunluğu.. Deminde bir çay.. harmanlanmış önümde.. bir dergi yi okuyorum usulca.. serin bir akşam.. kaşkolum dolanmış boyunuma.. boynu bükük okuma eğilimim.. alınmış dergilerim.. Cumartesi kalabalıkları .. doluşuyorlar arka sokaklara.. Arkadaşlarım geldi, gelecek.. kalabalıkların arasında o tabureye tünemiş, gürültüden izole bir okurken ben.. orada bir şiir etkilemişti beni.. döndüğümde evime, izin almak için araştırdım netten.. bulamadım.. yine de affına sığınarak bilmediğim o bayanın, şiirini aktarmak, paylaşmak istedim..
- ve bazen kanadığında açmıyor
gri dil harfleri, susamak yazılara-
.
aramızda ensesi kalın kış aşılmazı
haberlere göre bu ağır bir gölgelenme
günün göğüs acıkmışlığında
(s)açlarında kırlaşmış mavi süt örtüsü
ya körebe oynuyor demirden tok kanatları
ya da ışıklar tek ayaklı zindanda asık suratlı
gök dilini öğrenemeyen öğretilmen
hürlük Türkçe' ye kaçak yabancı
-oysa ılık bir yağmur üstü üşüşmesi
yeşertirdi üzünçlü yüz öpmelerini-
çizgileri (ç)alınmış göğün üstü yasak
altı kekeme papatya korkusu
neye aç(ıl)sak, ağzımızda hep o boşluk
gözlerimiz orda bir köy arama yorgunu
.

Pazar, Aralık 14, 2008

Çıplak

>>>>Güneşli bir İstanbul sabahı.. ayrılıyorum, o en sevdiğim kentten.. Durakları sıralıyoruz denizin kıyısında.. Sahil boyunda.. Deniz kıpır kıpır.. neşeli, güleç insanlar.. sahil boyunca deniz.. güneş kırılıyor üzerinden yüzüme sımsıcak.. kıyı boyunca denizde rastgele serpilmiş kum kosterleri.. kasketi başında, tek başına.. yalnız balıkçı.. eşofmanlarına bürünmüş, orta yaş kadınları.. koşarcasına yürüyorlar.. yürüyorlar; engellenmiş bir halde.. yürüyorlar; her an koşmaya hazır.. olgunluğunun doruklarında o tutku dolu kadınlar.. ışıldıyor gün.. Güneş.. hani kimse direkt bakmazdı.. kim demiş?.. dik dik bakıyorum adaların insafına sığınarak.. Bisikletinin sırtında, pedallara asılan bir 60 lık.. yıllara meydan okuyor tek başına..... Tek bir kadın.. Erkenden sarılmış koca kollarına.. özlem ve romantizm.. sokulgan.. İlgiye perhizi ne zamandır, kimbilir..

Örtünmek, Gaziantep, 2008 ; © TOA

>>>>Yol a koyuldum bu sabah, sahil boyunca durakları sıraya koyarak.... Dilimde 77 lerden kalma bir şarkı.. mırıldanıyorum.. önümde oturan 18 lik kız, yan dönmüş, göz ucuyla süzüyor beni.. Kat kat giyinmişim.. daha bu sabah terleyebilirim diyordum.. içim ısınıyor.. kat kat soyunuyorum fazlalıklarımdam.. soyunmak istiyorum delicesine.. kocaman bir AMA ile aralanıyor, bahanelerime açılan o kapı.. İşte! böyle örtünüyorum, zamanı geldiginde.. işte böyle! hala altında saklıyorum, düşlerimdekinin bile bilmediği bir çok şeyi.. belki de bahane ederek başkalarını, gizleniyorum kendimden.. Açılabilirdim.. biliyorum! gerçekliğimi, dürüstlüğümü sevmeyen bir ben değildim!.. karşılık beklemek ise anlamsızdı.. kendiliğinden gelişmedi.. bir kadının en yalın halini nasıl da isteyebilirdim.. öğrendim ki! istemek bile ne zordur.......... Derler ki ben çıplak geldim, çıplak gidecegim.. belki de ben hep böyleydim.. ne doğumum ne ölümüm.. yanıma doldursam da şu kalabalıkları.. biliyorum!.. kabullenmeseler de bu beni.. En çıplak anlamı ile tek başıma geçecek hayatım..

Salı, Aralık 02, 2008

Issız adam

>>>>Çağan ırmak ın "Issız Adam" filmine gittim bu gece.. Düşünceliyim.. sıcak bir şeyler söyledim kendime.. Loş ışıklarla kuşatılmış, kimsesiz evimin en kör köşesinde.. yudumluyorum.. yutkunuyorum geçmişimi.. sözlerimi.... düşlüyorum.. yakınlaştırmadıklarımı.. Daha başlamadan bitirdiklerimi.. Değerini bilemediklerimi.. Sorguluyorum.. Düşünüyorum.. Başka başka sehirlere kaçırdıkça kendimi.. uzaklaşırım sandığımı.. unutamıyorum.. kalabalıkların içinde gömülerek, kaybettirmeye çalıştığım benliğimi.. bugün bir film sarmaladı beni sürükledi içine.. kurtulamıyorum..

Doğayla başbaşa; Uludaz zirvesi, K.Maraş, 2008 ; © Mervan K.

Pazartesi, Aralık 01, 2008

Kurallar

>>>>Perdelerim açık yatarım her gece.. Geceden dolunay konuk olur bazen yatak odama..yıldızlar da eşlik eder göz kırparcasına.. Sabahları ise evimin önündeki yeşil tepenin üzerinden doğar güneş.. Gün e heyecan katar parkın ardındaki kızıl.. Gün umut olur ışıldar.. Binaların bütün gece aydan tutsak, buz tutmuş asık duvarlarına, gülümser sımsıcak.. Yatağında gerinirim, ilk güneşin kızıllığı yatağıma düşünce.. seyrini severim.. düşünceliydim çoğu kasım sabahı..

Terkedilmiş Rum köyü ; Gökçeada, 2008 ; © TOA

>>>> İşte geceden kalma bir sabah.. benzer bir tavır da ki ben.. haftanın başı.. yılın son ayı.. Aralığın başı.. Eksik kalan işlerin devredilme korkusu.. bütün bir yılı sorguladığın ve acaba ları kurguladığın hüzün ve umudun aynı çatıda birleştiği ara bir ay.. Aralık.. Evden koşturarak çıkıyorum.. ışıldayan güneşin aksine ürpertici bir soğuk süzülüyor sinsice elbiselerimden içeri.. Aracımın kliması daha ısıtamadan içeriyi.. buğulu pencerelerim.. dışarıda pek te erkenden beresine burunmuş belki sıcak kanlı insanlara bakıyorum.. Yalancı bir güneş kamaştırıyor gözlerimi.. Bir arabanın peşine takılmışken; dalgınlık bu ya!.. kaçırıyorum kırmızı ışığı.. Tesadüf bu ya!.. Işıklarda bekleyen polis, kıvrak bir büyücünün el hareketi ile geri çekiyor koca arabamı yaya geçidinin ardına.. ışıklara ve polisin müdahalesine takılıyor hayatım.. Pazartesilerini sorgulayan kafam.. Dalgın.. aralanmış penceremin ötesinde ki polisin sesi, uzaktan ve anlamsız.. Gereksiz bir uğultu var sanki kulaklarımda.. “efendim”, “ruhsatını ve ehliyetini ver ve sağa çek!” diyor kabaca.. Kibarlık mı? hem de pazartesi!.. hiç sanmıyorum.. Isınmaya henüz ikna olmuş aracımını terkediyor buğulu nefesim.. ürperiyorum bir kez daha.. Polisin yanında dikilirken düşünceliyim.. "Neden durmadın" diyor memur bey, "görmedim".. tepkilerim ve yanıtım.. hiç te beklediği gibi değil! sanırım.. kuralların uygulanmasına, uygulayıcalara olan desteğimi; menfaatlerime ters düşüyor diye, birden çekecek halim elbette yok.. ceza kesmesin diye savunmam, yalvaramam da.. hatalıyım evet!.. kurallar uygulanmalı ki! yaşam kalitemiz artsın.. uygulasın ki bana, başkalarına da uygulayabilsin.. benimle havadan sudan konuşmak istiyor memur bey!.. tepkisizliğim, kısa cevaplarımda saklı.. merakını kamçılıyor belki.. kuralları uygulamasına karşı çıkmadım diye de ahbap olmaya da hiç niyetim yok.. Telsizi dinlemeye koyuluyorum bende memur beyin.... bir radyo spikerinin kıvrak konuşması ile telsiz çınlıyor..”Günaydın arkadaşlar, bugün 1 Aralık 2008.. Kuralları uygulamaya özen gösterelim.. Kanunların bize tanımış olduğu haklara dayanarak ceza kesiyoruz bunu unutmayalım......”.. kanun koyucular.. kurallar.. yürütücüler.. düşünüyorum telsiz den kulağıma süzülen kelimeleri.. kurallara uymaya kendini adamış beni ve belki de doğruları için, için için güdülerini kısırlaştıran beni.. düşünüyorum.. kuralların yarattığı insanı.. süslü beşiklerin içine tutkularımızdan arınarak, hapis oluşumuzu.. tepkisizliğimi..

Arabalı vapurun yaramazı; Gökçeada, 2008 ; © TOA

>>>>Kelimeler etksini kaybederek adeta süzülüyor kulaklarıma.. garip bir şive ile yutuluyor harfler.. Bakıyorum memur beyimin yüzüne anlamsız ve ifadesiz.. Anlamıyorum.. Yavaşça ve sağırmışım gibi bağırarak yineliyor "Dikkat et! olmasın bir daha".. Kafamı sallayarak onaylıyorum sistemi.. Evraklarımı kuşanıp, geç kaldığım işime kırıyorum direksiyonumu..

Çarşamba, Ekim 29, 2008

"I have a ..."

>>>>Bulunduğum yere bakıyorum da..... Neleri kaçırmışım.. Neleri, elimin tersi ile uzaklaştırmışım kendimden.. şöyle bir bakıyorum da.. Şikayet etmeye hiç mi hiç hakkım yok.. Olamadıklarımı, yapamadıklarımı sorguladığımda hep geçmiş ve geçmişe dair seçimlerim çıkıyor karşıma.. Seçimlerim, sonuçları ve bugün.. yol ayrımları.. yön verişlerim.. bugün ve bitmeyen beklentilerim.. Aslında şöyle bir bakıyorum da bugün her şey gayet güzel..

Tepeköy; Gökçeada, 2008 ; © TOA

>>>>Bugün ben elli yaşındayım.. İstediklerimin çoğu elimde.. İstanbul da seçkin bir muhitte mütevazı bir evim, bir ailem ve 17 yaşında bir kızım var.. yıllardır geziyorum köşe bucak.. Once ülkemi tanımak istedim.. tanımak istedim insanlarımızı.. gezindim bir uçtan bir uc a.. hep kafamda yurt dışına çıkma isteği vardı.. İlk olarak Avrupa’ya gittim, uzun bir bekleyişten sonra.. çok eskiden beri istiyordum ya!.. gerçi şimdiki kadar kolay değildi o zamanlar.. neyse.. işte yurtdışı turlarından birinde bir kadın belirdi.. girdi hayatıma bir köşesinden.. etkilenmiştim.. ilgisinden.. sonsuz olduğuna inandığım sevgisinden... yalnızlığıma ustaca, o hassas dokunuşlarından.. Sonrası tevekkeli ürküyorduk, malum tavsiyeler bir çatı altına soktu bizi.. Kızımız oluncaya kadar sanki tam değil, her an bitecekmiş gibiydi evliliğimiz.. Kızımın annesi.. eşim; canım karım hep bir toparlayıcı oldu bize.. Çalıştığımız, kazandığımız para ile yazlık almak isterken sevgili karıcığım, ben bir tekne alacağım diye direttim.. Her gördüğüne kapılan bir hayalperest mişim!.... Ama bugün 13m uzunluğunda tek direkli sailor tip bir yelkenlim var.. Çoğu zaman yaz tatillerde ayrılırız o yüzden.. Hala o 5 yıldızlı tatil köylerinde ne buluyor bilemiyorum.. ben mi?.. Teknemde tek başına uzanıp, sabah güneşimin üzerimi taramaya başlamasıyla erkenden uyanıp, arınıyorum dertlerimden.. Ve dalıyorum mavi sulara, tüm arınmışlığım ve duruluğum ile.. Keşke emekliliğim gelse ve yerleşsem tekneme açılsam enginlere sıkıldıkça.. Yüzmek mi? Elbette çok seviyorum.. Tıpkı tenis gibi.. Tenis i eşime biraz öğrettimse de biraz, bir türlü sevdiremedim.. Şarap ve balık en favori yemeklerim.. Şarap konusunda oldukça seçiciyim biliyorsun.. O özelliğimi de karıma borçluyum.. Gelirim ne iyi ne kötü.. birikimim yok denecek kadar az.. Kızımın bitmez tükenmez ihtiyaçlarını karşılayamasam da.. Halimiz hiç te fena sayılmaz.. Her zaman ulaşılacak istenilecek bir şeyler vardır tesellisi, eskisi kadar etkin olmasa da hala dilimde.. Tatmin olabilmek gerek birazda.. Kızım beni seviyor, hissediyorum.. Eşim ise ilk günkü gibi değil artık!.. Sanırım romantizm de zaman aşımına uğruyor.. Kaybolmasa da eriyor zamanla, su da şeker gibi.. Kızıma yaşadıklarımı anlatmak en büyük keyif aldığım şeylerden biri.. Ona anlattığım hikayelerim; gezinirken tanıştığım kişilerin, dinlediğim hikayelerinden oluşuyor genelde.. Bazen eski arkadaşlarım ile de buluşuyorum.. Bitirmediğim, unutamadığım, yılların eskitemediği arkadaşlarımı, arkadaşlıklarımı örnek alıyor kızım.. Umarım seninde böyle dostların olacak Erendil (kızım).. Yıllarca mırıldandığım, ürettiğim melodileri toparladım, bir CD ye doldurdum.. Sonunda!.. Sanatçı bir deha değilim hala belki ama uslanmaz bir Amatör üm, kendi minik dünyamda.. hobilerim ve yazmak.. Dinleyen dostlarım yazdıklarımın güzel olduğunu söylese de ben pek paylaşmıyorum hala kimselerle.. kendi halimde bir kütüphanem var.. Psikoloji yazılarını okumayı seviyorum.. Sayıca çokluğundan veya kalınlığından çok, aklımda bıraktığı kalıntılara bakarak değerlendiriyorum kitaplarımı.. en seçkinlerini seçip biriktiriyorum.. Erendil, senin için saklıyorum.. Bugün e kadar söylemedim gerçi.. Eski kafalıyım biliyorum artık kitapta neymiş diyebilir bana ama...!?... Buraya kadar nasıl geldim diye sorsalar bana, kısaca; “fazla zorlanmadım aslına bakarsanız..” diyebilirim.. Üstelik hırslanmadım da.. Ortalama bir insandım belki ama, zamana yaydım çoğu şeyi.. ne olmak istediğime takılmadım pek, elli yaşına varıncaya kadar.. genel olarak, nasıl biri olmak düşüncesiyle yoğurdum zamanımı..

Assos taki Seyyar Dede; Çanakkale, 2008 ; © TOA

>>>>Bugün kızımın doğum günü, nasıl kutlayacağız bakalım.. Bugün kızım 18 ini dolduruyor.. Yıllar çok çabuk geçti ve ben bugün kızıma, blogumda yirmi yıl önce yazdığım bu yazıyı armağan ediyorum..

Cuma, Ekim 10, 2008

Kayıp Ruh

>>>>Bir yolculuk bir düştü isteğim yalnızca..yollardayım yine.. istemesemde yine tek başıma.. gündüzleri gözlerim açık dalıyorum bulutların içine.. sürükleniyorum onlarla, derinlerden gelen "haydi!" seslerini duymazdan gelerek.. Tatilimden dönüş yolunda, Bergema da..

Pergamon Traianus Tapınağına; Bergama, 2008 ; © TOA

>>>> Traianus Tapınağına tırmanırken, yağmur döküldü tepeme.. bardaktan boşanırcasına.. durmak değil görmekti ya hedefim.. koyuldum tırmanarak, kaçışan turistlerin yanından sakince geçerek.. dolandım kalıntıların içinde.. Poseidon kızmış ya bana, çakıyor kaşlarını hala tepemde.. Ben Tepenin sırtlarına varınca da çıkardı kınından kılıçlarını.. Güneşi gördüm bir lahitin tepesinde dikilirken.. Düş yere ulaştı, umut doldu gönüller.. duruldu çiseleyen.. Bulutların karnını yararak, güzel günlerin haberi ulaştı Pergamon un üzerine.. Tapınağın sütunlarına dayanarak bakınıyorum.. Geçmişin çarşafa ve şaraba bulanmış insanları.. bulutların tüm güzelliklerini sırtlamışlar akıp geçiyorlar sanki üzerimden.. Akropol ün henüz kurumamış, yağmur kokan toprakları.. Bakınarak, derin bir iç çekmek de yaraşır ya bana...... ıslak çimen.. Tüm inadım, kabarmış koltuklarım ve ben dikliyorum hala.. Süzülürken her bir damla yağmurluğumdan aşağıya.. düşünüyorum benligimi ve tekligimi.. önemsiz yalnızlığımı.. Ama Poseidon bu! inatlaşmaya gelmez.. Birden düşürdü yıldırımlarından birini ötede bir yere.. Ardından bir is, bir bulut.. kapladı tepeyi boylu boyunca.. Göz görü görmez karanlığa bürününce her yer, saklanıp neden ürker insan.. neden sorgular.. neden düşünür yanında olmayanları.. neden bilmek ister her attığı adımın altındakini ve ötesindekini..... Yağmur incelmişti hızlanarak.. damlalar, rüzgara sırtını vererek saldırdı üzerime beni kurşuna dizer gibi.. Sığındım bir köşeye.. biliyorum; sabırlıyım.. Dinmesini bekliyorum.. İçime doluşan her bir ifade süzülürken yüzümden aşağıya.. bekliyorum.. asırlardır ayakta kalan, zamanın içinde sürüklenen.. yok olmayan, kaybolmayan bir tek ben miyim!.. Kaçmıyorum, bekliyorum.. biliyorum.. biliyorum çünkü; dağılıp gidince kederli bulutlarım göğümden, doğacak güneş bir beni kucaklayacak orada tek başıma.. gökkuşağından geçitleri önüme sererek..

Pergamon Akropol; Bergama, 2008 ; © TOA

Pazar, Ağustos 31, 2008

Halfeti

>>>>Arkadaşlarım gelmişti, Ankara dan.. haftasonu programı yaptık.. nereye gidiyoruz belli değil... düştük yollara sözüm ona, rehber benim.. altı üstü bir kez gitmişim öncesinde.. Halfetiye varıyoruz..

Halfetinin bir köyü; Gaziantep, 2008 ; © TOA

>>>>Yaşlı bir amca vardı öz’ü sözü bir.. soruşturdum vardığımda.. illa ki o kişi olacak.. Zar zor buldum.. "Ne kadar a amcacığım" diyorum usulca yaklaşarak.. “sen beni buldun ya lafımı olur” diyor daha da çok yanıma sokularak..

Kaptanımız; Gaziantep, 2008 ; © TOA

>>>>Yol boyunca, bildiğince anlatıyor tarihini bölgenin.. Baraj suyunun altında kalanı, hatıralarını.. O eski meyva bahçelerini.. Çocukluğunu.. Çocuklarının ayrılışını.. “Peki devlet iyi para vermedi mi size”.. “Oo! çok iyi paralar verdiler o zaman ki değerinin kat ve kat fazlasını verdi devlet bize”.. İlginç!?.... “trilyonlar alan oldu evladım”.. “-ee peki sonra”... “harcadılar.. biri , trilyonlar verdiler ona.. şu sürat motorlarından almıştı.. kaza geçirdi, sakat kaldı.. haydan gelen para, boş yere savurdular.. Kimsenin elinde doğru dürüst bir geliri kalmadı.. bize de tekne ile turist gelecek siz bunu organize edin dediler.. İşte görüyorsun tekneleri olanlar var, bekliyorlar.... ara sıra birileri geliyor işte!.. Rum kalesinde Yehova şahitlerinin Incillerden birini bir araya getirdikleri öne sürülüyor.. O zaman burası hac bölgesi olacakmış.. Umarım kazılardan o sonuç çıkar.. şimdi o haberi bekliyoruz..”... Durgun ve düşünceli idi kaptanımız.. fazla eskileri anlattırmak istemedim.. Konu zaten kendince sona erdi.. Göç e oğul veren terk edilen bir yer olmaya mahkumdu belki de Halfeti..

Rum Kalesinin surlarından Fırat; Gaziantep, 2008 ; © TOA

>>>>Barajın serin suları ve boğucu sıcak.. Teknemizi, Rum kale nin surlarına yerleştirilmiş o eğreti iskeleye bağlayıp, tırmanmaya başlıyoruz.. 8 kapı dan geçerek girilen o kale; sular yükselince bir yarım ada olmuş.. Bakımsız ve dökülmüş..

Kaleye tırmanırken; Gaziantep, 2008 ; © TOA

>>>>Kapıda kalenin işgal tarihi yazıyor.. Yok olmaya terk edilip vandallar tarafından adeta değersiz yığıntılar haline dönüştürülen tarihe canlı tanıklık yapıyoruz.. Dün yağmalanan, talan edilen yerler, Kaderin bir cilvesi mi desem, bugün için umut olmuş.. Ve çözüm olarak sahipleniliyor bölge insanları tarafından.. Öğrenme biçimlerimiz ve uygulamalarımız, hala çıkarlarımızla paralel maalesef.. Belki o zaman ancak sahiplenebiliyor, bizim diyebiliyoruz....

Teknenin Sultanları; Gaziantep, 2008 ; © TOA

>>>>Kaleden indikten sonra dönüş yolunda Pancar motorlu takamızın burnunda elimi suya daldırıyorum.. Dışarıda muazzam bir sıcak.. Birecik barajının suyu.. O kadar soğuk ve masmavi... Dayanamıyorum.. Teknede arkadaşlarım, mayo mu araba da unutmuşum... Çıkarıp üstümü başımı.. Atlıyorum suya.. nasıl güzel bir duygu anlatamam.. Kemiklerime kadar irkiliyorum.. O sıcakta, serin sularda, dalıp çıkıyorum Fırat derinlerine.. Keyifliyim sevişir gibi.. Özgürlük; bu kadar doğal bir yerde içinden geldiğince yaşayabilmek.. Özgür olduğunu hissetmekse inanılmaz güzel bir duygu.. aslında çırılçıplak olmak isterdim ya!?.. Belki başka gün.....

Rum Kalesinde; Gaziantep, 2008 ; © TOA

>>>>Bu eylül de yine Halfeti de her yıl ki fotoğraf günleri düzenlenecek.. Matları ve uyku tulumları ile Türkiye nin dört bir yanından fotoğrafçılar gelecek.. umuyorum.. Yolu buralara düşen herkese Halfeti yi görmelerini tavsiye ediyorum..